EZAN (Ezân-ı Muhammedî)/Salih Zeki Çavdaroğlu

Standart

Ezan, sözlüklere göre,  bildirmek, duyurmak, ilân etmek anlamında Arapça bir sözcüktür. İslâmî bir terim olarak da  “Müslümanlara namaz vaktini ilân ve namaza davet için, minarede veya başka bir yerde okunan çağrı”  şeklinde tarif edilir.

Usulsüz bir form olması sebebiyle, irticâlen ve durak şeklinde okunur. Cuma namazlarında hutbeden önce okunan ezana “ iç ezanı” denilir.

Namaz vakitleri dışında ayrıca başka sebeplerle de ezan okunur. Bunun en yaygın örneği , yeni doğan bebeklere isin konulurken ,  peygamberimiz (s.a.s) in torunu Hasan’ ın bu amaçla kulağna okuduğu ezandan sonra, Müslümanlarca gelenekselleştirilmiştir.

Ezan :

“Allahu ekber” (Allah, ekberdir, en büyüktür), ile başlar.

(Bu bölüm dört defa, Lâ ilâheillallah’ kadar ki bölümler ikişer defa, lâilâheillah ise bir kez okunur.)

“Eşhedu en lâ ilahe illallah” (Allah’tan başka  ilâh olmadığına şehadet ederim)

“Eşhedu enne Muhammeder Rasûlullah” (Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederim

“Hayye ale’s-salah” (haydi namaza )

“Hayye ale’l-felah” (haydi kurtuluşa )

“Allahu ekber” (Allah  ekberdir, en büyüktür)

“Lâ ilahe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur). İle son bulur.

Sadece sabah ezanında olmak üzere, “Hayye ale’l-felah” nidâsından sonra  sonra iki defa, “es-Salatu hayrum mine’n nevm” (namaz uykudan hayırlıdır) sözü tekrarlanır ve  bu İslâm terminolojisinde  “tesvib”  olarak adlandırılır.

Tesvib’ i ilk olarak Hz.Bilâl (r.a) Rasûlüllah (s.a.s)’i  bir sabah uykudan uyandırmak için söylediği ve  hoşuna giden bu sözler karşısında  Resulullâh’ ın şunları söylediği rivayet edilmiştir. “Ey Bilâl, bu sözler güzel oldu. Bu cümleni sabah ezanında da tekrarla”

“… Ezan kelimesi Kur’ân-ı Kerim’de bir yerde “bildiri, ilam” manasında geçerken  terim anlamında ezana nida kökünün türevleriyle iki âyette  işaret edilmiştir. Ezan sözlük anlamında ve çeşitli fiil kalıplarıyla yedi âyette  müezzin de yine bu çerçevede “çağrıcı, tellal” manasında iki âyette yer almaktadır. Hadislerde ise ezan kelimesi terim anlamında hem isim olarak hem de  çeşitli fiil kalıplarıyla sıkça geçmektedir…” [1] 

Ezan okuyan kimse’ ye müezzîn, ezan okunan yer’e  mi’zene denir. Mi’ zene daha sonra Türkçemi’ e minare olarak yerleşmiştir.

İslâmiyet’in ilk yıllarındaki Mekke döneminde namaz cemaatle değil, fertlerce yalnız başına kılınıyordu. Resulullah (s.a.s) in Medine’ ye hicretinden sonra, namaz vakitleri sokaklarda,  “es-salâh es-salâh” (namaza, namaza) ,yahut   “es-salâtü câmia” (namaz insanlari toplayıcı ve bir araya getiricidir) diye bağırılarak  bildiriliyordu. Ne zaman ki Mescid-i Nebî’nin inşaatının bitirilip, namaz burada  cemaatle kılınmaya başlanıldığında,  daha belirgin bir çağrı için Hz. Muhammed (s.a.s) sahabesinin fikirlerini alır.  Bu istişare sonucunda, bazı sahabilerin  bu konuda gördükleri rüyanın benzeşmesi üzerine , artık kıyamete kadar okunacak ezan belirlenir. Efendimiz (s.a.s) in tarifi üzere ,  sabah namazı öncesinde Hz. Bilâl (r.a) tarafindan bir kadının evinin damı üzerinde  ilk ezan okunur.

Zamanımıza gelen bilgilere göre Hz. Bilâl (r.a) ın sesi olağanüstü güzellikte olduğundan, onu müezzin olarak seçişinde en önemli sebep olduğundan kuşku yoktur.

Bundan sonra , ezan  ile Müslümanlara hem namaz vaktinin girdiği bildirilecek, hem de Allah’ ın yüceliği , Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) in “O”nun elçisi olduğu, namazın bir kurtuluş yolu olduğunun mesajları muhatab olan kulaklara  verilecekti.

Hz. Muhammed (s.a.v) in tarif ve talimatları çerçevesinde Hicret’ in ikinci yılında, (Milâdi624) Medine’ de Bilâl-i Habeşî tarafından okundu. O tarihten bu yana da, 14 asırdır, herhangi bir değişikliğe uğramadan, zamanımıza kadar, yeryüzünün bütün bölgelerinde okunagelmektedir. İrticâlen, usûlsüz ve makam geçkisiz olarak müezzin olarak adlandırılan kişiler tarafından okunur.

Her ne kadar günümüzde ses teknolojisin en ileri boyutlara varması, minarede ezan okuma geleneğini bitirmişse de, müezzinler, minarede ezanları sağ taraftan, sol tarafa doğru ilerleyerek okur. Sesinin yüksek volümde çıkması için, elinin serçe parmakları veya avucuyla kulaklarını kapatır. Ezana düşük bir sesle başlar, ezanın her cümlesinden sonra belli bir süre bekler ve sonraki cümlelerde ses tonunu kademeli olarak yükseltir. Bu durum “ irtisal” olarak adlandırılır.  Ezan ve kamette müezzin ayakta kıbleye dogru yönelir. Hayye ale’s-salâh derken sağa, Hayye ale’l-felâh derken sola döner. Minare’ de,  sağ taraftan sol tarafa doğru dolaşarak okur. Sesinin gür çıkmasi için, iki parmağıyla veya  avuçlarıyla kulağını kapatır. Ezan okunurken, her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna irtisâl denilir.

Hanbelî ve Şâfî mezhepleri’ nce içine musıkî nağmeleri katılmaksızın, yalın bir dille okunur.

Ezan ‘ ın kudsiyetini Yahya Kemal mısralarında şöyle tanımlar :

“ Emr-i bülendsin ey Ezan-ı Muhammedî.

Kâfi değil sadâna Cihân-ı Muhammedî.

Sultan Selîm-i Evvel’i râm etmeyip ecel,

Fethetmeliydi âlemi Şan-ı Muhammedî.

Gök nûra garkolur nice yüzbin minâreden

Şehbâl açınca Rûh-u Revan-ı Muhammedî

Ervah cümleten görür Allah-ü Ekber’i

Akseyleyince arşa Lisan-ı Muhammedî “

Günümüzde uygulaması pek kalmamışsa da, Osmanlı döneminde, özellikle selâtin camilerinde iki müezzin tarafından karşılıklı okunurdu ve bu “ çifte ezan” olarak adlandırılırdı.

Ezanın taşıdığı anlam bakımında en güzel şekilde icrası, milletimiz tarafından tarih boyunca büyük bir coşku ile yapılmış ve bütün İslâm âlemince büyük bir hayranlık ve takdir kazanmıştır.

Türk’ ün , estetik zevk ve inceliği , ezana kendi içinde olağanüstü güzellikler katar. Bunun için vakitlere göre, ezanın değişik makamlarda okunması kabul görür. Gelenekselleşen bir  kabul ile, ezanlar ülkemizde  sabah vakitleri sabâ veya dilkeşhâverân, öğleyin rast, ikindileri hicaz,akşamlarıeviç veya segah, yatsı vaktinde iseuşak, beyâtî, nevâ veya rast makamlarında okunur.

Bu konuda ilk çalışmaları tanburî Dürrü Turan (1883-1961)yapar. Beyatî,Dügâh, Hicaz ve Rast makamından bestelediği ezanlar, Diyanet İşleri Başkanlığı’ nca resmî ezan olarak kabul edilmiştir.

Yakın tarihte ise ülkemizde ”Ezan nasıl okunmalı?” sorusu gündemimizi sürekli meşgul ederken, Kani Karaca (1930-2004) üstad , 2002 ’ de çıkardığı “ Aşk ile…” isimli albümle tartışmalara son noktayı koyar. Bu albümde okuduğu hicaz, sabâ, uşşak makamlarından ezan ve salatlar, bütün imam ve müezzinlerimiz için uygulamalı birer ders niteliği örnek eserler olacaktır.

Cumhuriyetin kuruluşunun hemen akabinde projelendirilen reformların içinde  “ ezan” a özel bir önem verilir. Ezan’ la la birlikte ibadetlerin  Türkçeleştirilmesi artık uzun yıllar Türkiye’ nin gündeminden düşmeyecektir.

 L928 senesinde kurulan bir komisyon, ibadetlerin Türkçeleştirilmesii konusunda çalışmalar yapar. Nihayetinde 1932 yılından itibaren Arapça ezan okuma yasağı getirilir.  Bunun yerine  ezan artık  “ Tanrı uludur /Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’ nın elçisidir Muhammed/  Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’ nın elçisidir Muhammed / Haydin namaza / Haydin namaza / Haydin felâha / Haydin felâha /  Tanrı uludur / Tanrı uludur / Tanrı ‘dan baska yoktur tapacak”  şeklinde okunacaktır. Bu sözler gerek bütünüyle, gerekse kelime bazında, otantik ezana  alternatif olamayacak kadar basittir. Üstelik kavram olarak da baştan sona yanlılşlarla doludur.

Ezanı yeniden Arapça olarak okuyanlara  hapis ve para cezaları hükmü getirilir.Uygulama ülkenin pozitivist , dayatmacı- lâik elit kesimini  oldukça memnun etse de, halk çoğunluğunca  bir türlü kabullenilmez.  Buna rağmen devlet baskısı ile uzun yıllar devam eder.

18 yıl sürecek olan bu yasak, 14 Mayıs seçimlerinde iktidara gelen DP hükümeti’ nin Başbakan’ı Adnan Menderes’ in girişimi ile, 17 Haziran 1950’de TBMM’ de kabul edilen bir kanunla son bulur.

Karar, başta CHP olmak üzere, yüksek bürokratik kesim ve muhalif basın tarafından büyük tepki görür. Bu karar, 10 sene sonra DP’ yi hedef alacak olan 27 Mayıs darbesi’ nin önde gelen gerekçelerinden biri olacaktır.

 


K A Y N A K Ç A

[1]  http://www.sonpeygamber.info/tr/tr/haberler/ezan-nedir-ne-soyler.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s