İSTANBUL’ DA BAŞKA MEKÂN KALMADI MIYDI ? / Salih Zeki Çavdaroğlu

Standart

Piyanist İdil Biret’in Topkapı Sarayı’nda 11 Temmuz 2009 akşamı İngiliz The Whitehall Orchestrası eşliğinde bir konser verdi.
Konserin sponsorluğunu yapan “ Kayra Şarap ” firması günlerce, izleyicilere ücretsiz şarap ikram edileceğini duyurarak ,“Şarabınızı alın çayırda uzanın “ sloganıyla tanıtımlar yaptı.
Böyle bir konserin dini, tarihi ve kültürü konusunda oldukça hassas olan Türkiye kamu oyunda büyük bir tepki oluşturacağını söylemek için kehanet gerektirmeyecekti. Nitekim konser akşamı bir grup protestocu konser alanına gelerek bu organizasyonu kınadılar. Biraz da haddi aşarak , hiçbir şekilde yapılmaması gereken eylemlerde bulundular.
Ancak, bu eyleme davetiye çıkaranların da, doğrudan doğruya konser organizasyonunu hazırlayanlar olduğu gerçeği ortadadır. Türkiye’ nin gündemi Doğu Türkistan’ daki vahşete odaklanmışken, siz Edward Elgar, Ludwıg Van Beethoven, Piyotr Çaykovski’ nin uvertür ve konçertolarını, Osmanlı tarihinin vitrini olan ve içinde bu ülke insanının peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s) in “kutsal emanet” lerinin saklandığı mekânda kadeh kaldırarak yaparsanız, alacağınız cevap da bundan başka bir şey olmayacaktı.
Hatta bu organizasyonu onaylamadığını , konseri de izleyen Topkapı Sarayı Müdürü Prof. İlber Ortaylı :
“ Her şeyin bir usülü vardır. Konser sırasında su bile içilmesine karşıyım. Ben buna şimdi karşı çıkarım. İdil Biret bizim milli virtüözümüz. Bize gelen de doğru dürüst bir orkestra. Efendim, Çaykovski çalınıyor, çayıra mayıra uzanılmaz. Doğru dürüst bir reklam olur, doğru dürüst giyinilir. Her şeyin bir usülü vardır. Ben böyle olacağını bilseydim izin vermezdim. Konser dediğin açık hava parkı değildir. Açık havada yapılsa bile belli bir ritüeli vardır.” sözleriyle açıklıyordu.
Osmanlı tarihi, kültürü, sanatı ve müziğini her fırsatta aşağılamaktan çekinmeyen, özellikle müziğini “ çağdışı” olarak etiketleyen “ çok sesli müzikçiler” in bu konser için Topkapı Sarayı’ nı seçimini, ülkenin her gün büyük bir hızla toplumsal ayrışmaya götürüldüğü bir konjonktürde yapmasında pek de iyi niyetli bir anlayış sergilenmediği düşüncesindeyim. Bu olsa olsa kültürel farklılıklardaki makasın biraz daha açılması ve tarafların husumet duygularının üzerine bir bidon daha benzin dökmek demektir.
Tarihimizin geçmişteki sayfalarına göz attığımızda benzeri olayları görüyoruz. Meselâ sene 1971, aylardan Aralık’ tır. Türkiye 12 Mart cuntası ile yönetilmekte ise de, Kültür Bakanlığı makamında Talât Halman gibi bir sanat adamı oturmaktadır. Ankara’ da düzenlenecek bir ITRî konseri için, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ nın Salonu’ nu tahsis ettiğinde “ çok sesli müzik” camiasının tepkisi oldukça büyüktür. Sözcülüğünü de o camianın kemancılarından Suna Kan ve eşi Faruk Güvenç yapmaktadırlar.
Batıcı camia , Türk Milletinin toprakları üzerinde,onun ödediği vergilerle yapılmış bir salonu, onun musıkîsinden esirgemektedirler. Kendilerinden önceki jenerasyon bir tarihte Sultanahmed Camii’nin kubbesinin de delinerek resim galerisi olarak kullanmayı talebetme cüretini de gösterirken, öz musıkisinin icrasına karşı çıkarlar. Tabii ki gerekçeleri de Atatürk ilke ve inkılâplarına karşı çıkış ve irticanın hortlamasıdır. Nitekim başta kemancı Suna Kan ve eşi müzisyen Faruk Güvenç alelacele Kültür Bakanı’nın kapısını çalarlar. Söyledikleri ,CSO Salonunda Klâsik Türk Musıkîsi konseri verilmesinin ,ileriki günlerde tehlikeli gelişmelere sebep olacağını söylerler.Yani tam anlamıyla bir “ültimatom”verirler. Bununla da yetinmezler, devrin başbakanı Nihat Erim’ e de aynı doğrultuda bir mektup yazarlar, ayrıca o zamanki CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ yü de ziyaret ederek şikâyetlerini bildirirler.

Mektupları dikkatle okunduğunda bu karı-kocanın müzik bilimi adına hiçbir argüman koymadıkları,sadece ve sadece “demagoji” yaptıkları görülecektir. Ayrıca,”yavuz hırsız ev sahibini bastırır”ve “dağdan gelen bağdakini kovar”metodlarıyla, artık tarihin derinliklerinde kalmış olan ütopik bir müzik devrimi deneyiminin gerçekleştiği hayalindedirler. Geleneksel musıkimiz bir azınlık müziği mesabesinde kalmışcasına saldırgan ve aşağılayıcı bir üslup içindedirler. Kullandıkları terimlerle kendi kendilerini yalanladıklarını da farketmeyecek kadar şirazeyi iyiden iyiye kaçırdıkları apaçık ortadadır. İtirazlarının tek dayanağı “Atatürkçülük-Kemalizm”dir. Bu ülke’nin adı Türkiye’ dir ve onun tarihten gelen musıkîsini “alaturka”olarak aşağılarlar,yerine frenk müziği anlamına gelen “alafranga”yı alternatif olarak gösterirler.”Kemalist müzikçiler”tanımının hiçbir ilmi açılımı yoktur ve safsatadan ibarettir ve hazretler bunun farkında değillerdir.

Neticede CSO Konser salonunda yapılması düşünülen konser iptal edilir. Talât Halman’ da bir hafta sonra Başbakan tarafından görevinden azledilir.Bu azil işleminde her halde Türk musıkîsine gösterdiği duyarlılığın da rolü oldukça büyüktür.

O gün CSO Konser salonunda , klâsik Türk Musıkîsi konserini hazmedemeyen zihniyetin, bu gün Topkapı Sarayı’ nda şarap eşliğinde uvertüler, rapsodiler icra etmesi bir çelişkidir.

İstanbul’ da Aya İrini gibi kiliseler, Yerebatan Sarayı, Yedikule Zındanları v.b. mekânlar varken, Topkapı Sarayı’ nın kullanılması mevcut yarayı kaşımak ve kanatmaktan başka bir işlev görmeyecektir.

T.C. Hükümetinin Başbakanı, bu uygulama ile ilgili olarak ne düşündüğü konusunda kamuoyunu bilgilendirmesi gerekmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s