DEVLET KRONİK ALIŞKANLIĞINDAN BİR TÜRLÜ VAZGEÇMİYOR : GELENEK Mİ ASLA! İTHAL KÜLTÜR BUYURSUN GELSİN…/Salih Zeki Çavdaroğlu.

Standart

Geçtiğimiz yüzyılda bir Osmanlı İmparatorluğu’ nun tasfiyesinden sonra , yeni bir devlet inşaa edilmesinin hikâyesi hepimizin mâlumu. Altı asırlık büyük bir medeniyet ve kültür birikimine, yeni devletin hayat bulması uğruna bir çırpıda perde çekilir.

Yeni devlet, uzun yıllar içinde çeşitli gelgitler sonucu rüştünü isbat eder, demokrasiye geçer, kalkınmış olarak tanımlanan Batılı devletlerin önerdiği durum ve kurumlara adepte olur.

Bu süreç içerisinde millet, özellikle din, kültür ve sanatı için devletinin önerdiği, daha doğrusu dayattığı modellere itiraz eder. Dikta ve sözde demokratik olarak adlandırılan her dönemde, belirgin çoğunluğu ile kendisine sunulan ithal modellere hep kayıtsız kalır. Daha doğrusu millet, her şeye rağmen bildiğini okur.

Devleti temsil eden grup, bunu halkın doğruyu, iyiyi ve güzeli bilmemesine bağlar ve herşeye rağmen ahaliyi eski alışkanlıklarından vazçeçirip, çağdaşlaşmanın mutlak göstergesi olduğuna inandığı Batı sanatını benimsemesi için vargücüyle uğraş verir.

Cumhuriyetin kuruluş aşamasını, yani Atatürk dönemini özel şartları gereği bir yana bırakıp, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit , Turgut Özal ve aradaki koalisyon hükümetleri zamanında da, hükümet politika ve programlarına rağmen, kültür ve sanat politikaları kendilerini “elit” olarak adlandıran güç odaklarının istediği mecrada akıtılır.

Bugün de aynı odaklarca, Cumhuriyet ve rejim düşmanı ilân edilen hükümetin Kültür Bakanı, aynı misyonu devraldığı şekilde sürdürmektedir. Gelenekçi bir iktidarın sanki zıt görüşlü bir koalisyon ortağı imişcesine, kendi dünya görüşü doğrultusunda yaptığı uygulamalar ve verdiği beyanlarla ve zaman zaman muhataplarını aşağılayıcı ifadeleriyle büyük tepkilere sebep olmaktadır.

Edebiyatta, resimde, sinemada, tiyatroda ve de özellikte müzikteki devlet politikaları hep Batılı değerler taşıyan eser ve sanatçıların yanında olmaktadır. Devletin bütün imkânları, Batı kökenli sanatçılara cömertçe sunulmakta, onların devlete olan sitem ve kaprislerine karşı Bakanımız günlerce gönül almakla meşgul olmaktadır.

Kültür Bakanlığı, ülkemizde Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinden kalan ve onarıma muhtaç bir çok mimarî eser varken, bunları görmemezlikten gelerek, bütün imkânlarını St. Nicola Kilisesi ,Kekova ve Likya`nın başkenti Mira, Aphrodisias, Perge ve Sagalassos gibi Roma-Bizans kalıntılarını ihya etmeye seferber etmektedir.

Bugünkü Kültür Bakanı, bir takım çevrelerin sempatisini kazanmak uğruna, “Türkiye Cumhuriyeti`ne, özellikle Ankara`ya Mustafa Kemal Atatürk`ten sonra ufku olan bir siyaset adamı, bir devlet adamı, vali, belediye başkanı, başbakan gelmemiştir.” tarzında, hiç de gerçekçi anlamlar taşımayan, eyyamcı söylemlerde bulunmaktadır.

Nazım Hikmet, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’ in mezarlarını Türkiye’ ye getirme seferberliği başlatan sayın Bakan, bu ülkenin çilekeş ve yiğit bir siyasetcisinin naaşının , İstiklâl Marşı yazarının dergâhına defnedilmesi gündeme geldiğinde, hırçın ve kırıcı bir muhalefet sergilemekte ve bu konudaki kararnameyi imzalamamaktadır. İşin garip tarafı da Hükümetin sayın Başkanının bu güne kadar bu tavırı onadığı veya karşısında olduğuna dair herhangi bir beyanda bulunmamasıdır.

Kültür Bakanlığı bünyesinde görme engelliler için hazırlanan sesli kitaplar bölümünde Nazım Hikmet’ in 41 eserine karşılık, Necip Fâzıl’ ın bir eserinin dahi bulunmaması, bunun yanı sıra yargıda haklarında ceza davası açılan bir sürü ismin kitaplarının bulunması da oldukça dikkat çekici bir uygulamadır.

Ülkede radikal anlamda sigaraya karşı büyük yasak kampanyası başlatıldığı bu günlerde, sayın bakanın içki reklâmlarına getirilen yasaklarda aşırılığa gidildiğini ve bunun doğru bir uygulama olmadığını söylemesinin mantığını da anlamak mümkün değildir.

Bütün bu uygulmaları yaparken, mensubu olduğu parti tabanının ağzına da bir parmak bal çalmayı da unutmamaktadır. Meselâ, Mehmet Âkif için “Heybetli bir Akif Heykeli” yapacağın beyan ederken, Âkif merhumun heykele karşı olumsuz düşüncesini aklına getirmemişse de, bir gaf yaptığının farkına herhalde sonradan varmıştır.

Piyanist Fazıl Say ile olan diyalogları ve ona Türk tarihinin önemli isimleri için oratoryosu siparişi hafızalarımızda bütün tazeliğiyle durmaktadır. İdil Biret’ in bir şarap firmasının sponsorluğunda vereceği konsere Topkapı Sarayı avlusunun tahsisi hızla yapılabilmekte, buna karşı protestoda bulunan millî ve dinî hassasiyeti olan gruplar sayın Bakan’ ca“ yaratık” olarak nitelenmektedir.

Acaba Fransa’ daki Versailles, İngiltere’ deki Buckingham ve diğer ülkeler saraylarında bırakın Itrî ve Dede Efendi konserlerini, Çaykowski, Mozart ya da Schubert konseri vermek için bir talep yaparsanız, alacağınız cevap mâlumdur.

Topkapı Sarayı bahçesinde herhangi bir Geleneksel Müzik sanatçısı veya topluluğunun Bakanlık’ tan konser organizasyonu talebinin bu zihniyetce uygun görülmesi pek mümkün değildir. Devletin öz musıkimize karşı umursamazlığına rağmen, başta İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediyeleri olmak üzere, bir çok Belediyemizin kucak açması oldukça sevindirici bir göstergedir.

Yaklaşık olarak 90 senedir toplum, din, kültür ve sanat konusunda devletin yaptığı dayatmacı uygulamanın, geri dönüşünün büyük bir fersudeleşmiş yozlaşma olduğu ayan beyan ortadadır.

İşte Kürt sorunu, din tacirleri, arabesk müzik gibi somut göstergelere rağmen, devletin bu konudaki dayatması anlaşılır gibi değildir.

Bunun ne zaman farkına varılacak ve milletin bu konudaki talepleri ne zamana kadar göz ardı edilecektir?…

DEVLET KRONİK ALIŞKANLIĞINDAN BİR TÜRLÜ VAZGEÇMİYOR : GELENEK Mİ ASLA! İTHAL KÜLTÜR BUYURSUN GELSİN….

Geçtiğimiz yüzyılda bir Osmanlı İmparatorluğu’ nun tasfiyesinden sonra , yeni bir devlet inşaa edilmesinin hikâyesi hepimizin mâlumu. Altı asırlık büyük bir medeniyet ve kültür birikimine, yeni devletin hayat bulması uğruna bir çırpıda perde çekilir.

Yeni devlet, uzun yıllar içinde çeşitli gelgitler sonucu rüştünü isbat eder, demokrasiye geçer, kalkınmış olarak tanımlanan Batılı devletlerin önerdiği durum ve kurumlara adepte olur.

Bu süreç içerisinde millet, özellikle din, kültür ve sanatı için devletinin önerdiği, daha doğrusu dayattığı modellere itiraz eder. Dikta ve sözde demokratik olarak adlandırılan her dönemde, belirgin çoğunluğu ile kendisine sunulan ithal modellere hep kayıtsız kalır. Daha doğrusu millet, her şeye rağmen bildiğini okur.

Devleti temsil eden grup, bunu halkın doğruyu, iyiyi ve güzeli bilmemesine bağlar ve herşeye rağmen ahaliyi eski alışkanlıklarından vazçeçirip, çağdaşlaşmanın mutlak göstergesi olduğuna inandığı Batı sanatını benimsemesi için vargücüyle uğraş verir.

Cumhuriyetin kuruluş aşamasını, yani Atatürk dönemini özel şartları gereği bir yana bırakıp, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit , Turgut Özal ve aradaki koalisyon hükümetleri zamanında da, hükümet politika ve programlarına rağmen, kültür ve sanat politikaları kendilerini “elit” olarak adlandıran güç odaklarının istediği mecrada akıtılır.

Bugün de aynı odaklarca, Cumhuriyet ve rejim düşmanı ilân edilen hükümetin Kültür Bakanı, aynı misyonu devraldığı şekilde sürdürmektedir. Gelenekçi bir iktidarın sanki zıt görüşlü bir koalisyon ortağı imişcesine, kendi dünya görüşü doğrultusunda yaptığı uygulamalar ve verdiği beyanlarla ve zaman zaman muhataplarını aşağılayıcı ifadeleriyle büyük tepkilere sebep olmaktadır.

Edebiyatta, resimde, sinemada, tiyatroda ve de özellikte müzikteki devlet politikaları hep Batılı değerler taşıyan eser ve sanatçıların yanında olmaktadır. Devletin bütün imkânları, Batı kökenli sanatçılara cömertçe sunulmakta, onların devlete olan sitem ve kaprislerine karşı Bakanımız günlerce gönül almakla meşgul olmaktadır.

Kültür Bakanlığı, ülkemizde Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinden kalan ve onarıma muhtaç bir çok mimarî eser varken, bunları görmemezlikten gelerek, bütün imkânlarını St. Nicola Kilisesi ,Kekova ve Likya`nın başkenti Mira, Aphrodisias, Perge ve Sagalassos gibi Roma-Bizans kalıntılarını ihya etmeye seferber etmektedir.

Bugünkü Kültür Bakanı, bir takım çevrelerin sempatisini kazanmak uğruna, “Türkiye Cumhuriyeti`ne, özellikle Ankara`ya Mustafa Kemal Atatürk`ten sonra ufku olan bir siyaset adamı, bir devlet adamı, vali, belediye başkanı, başbakan gelmemiştir.” tarzında, hiç de gerçekçi anlamlar taşımayan, eyyamcı söylemlerde bulunmaktadır.

Nazım Hikmet, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’ in mezarlarını Türkiye’ ye getirme seferberliği başlatan sayın Bakan, bu ülkenin çilekeş ve yiğit bir siyasetcisinin naaşının , İstiklâl Marşı yazarının dergâhına defnedilmesi gündeme geldiğinde, hırçın ve kırıcı bir muhalefet sergilemekte ve bu konudaki kararnameyi imzalamamaktadır. İşin garip tarafı da Hükümetin sayın Başkanının bu güne kadar bu tavırı onadığı veya karşısında olduğuna dair herhangi bir beyanda bulunmamasıdır.

Kültür Bakanlığı bünyesinde görme engelliler için hazırlanan sesli kitaplar bölümünde Nazım Hikmet’ in 41 eserine karşılık, Necip Fâzıl’ ın bir eserinin dahi bulunmaması, bunun yanı sıra yargıda haklarında ceza davası açılan bir sürü ismin kitaplarının bulunması da oldukça dikkat çekici bir uygulamadır.

Ülkede radikal anlamda sigaraya karşı büyük yasak kampanyası başlatıldığı bu günlerde, sayın bakanın içki reklâmlarına getirilen yasaklarda aşırılığa gidildiğini ve bunun doğru bir uygulama olmadığını söylemesinin mantığını da anlamak mümkün değildir.

Bütün bu uygulmaları yaparken, mensubu olduğu parti tabanının ağzına da bir parmak bal çalmayı da unutmamaktadır. Meselâ, Mehmet Âkif için “Heybetli bir Akif Heykeli” yapacağın beyan ederken, Âkif merhumun heykele karşı olumsuz düşüncesini aklına getirmemişse de, bir gaf yaptığının farkına herhalde sonradan varmıştır.

Piyanist Fazıl Say ile olan diyalogları ve ona Türk tarihinin önemli isimleri için oratoryosu siparişi hafızalarımızda bütün tazeliğiyle durmaktadır. İdil Biret’ in bir şarap firmasının sponsorluğunda vereceği konsere Topkapı Sarayı avlusunun tahsisi hızla yapılabilmekte, buna karşı protestoda bulunan millî ve dinî hassasiyeti olan gruplar sayın Bakan’ ca“ yaratık” olarak nitelenmektedir.

Acaba Fransa’ daki Versailles, İngiltere’ deki Buckingham ve diğer ülkeler saraylarında bırakın Itrî ve Dede Efendi konserlerini, Çaykowski, Mozart ya da Schubert konseri vermek için bir talep yaparsanız, alacağınız cevap mâlumdur.

Topkapı Sarayı bahçesinde herhangi bir Geleneksel Müzik sanatçısı veya topluluğunun Bakanlık’ tan konser organizasyonu talebinin bu zihniyetce uygun görülmesi pek mümkün değildir. Devletin öz musıkimize karşı umursamazlığına rağmen, başta İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediyeleri olmak üzere, bir çok Belediyemizin kucak açması oldukça sevindirici bir göstergedir.

Yaklaşık olarak 90 senedir toplum, din, kültür ve sanat konusunda devletin yaptığı dayatmacı uygulamanın, geri dönüşünün büyük bir fersudeleşmiş yozlaşma olduğu ayan beyan ortadadır.

İşte Kürt sorunu, din tacirleri, arabesk müzik gibi somut göstergelere rağmen, devletin bu konudaki dayatması anlaşılır gibi değildir.

Bunun ne zaman farkına varılacak ve milletin bu konudaki talepleri ne zamana kadar göz ardı edilecektir?…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s