KANUN MADDELERİNİN EDEBî METİNLERE DÖNÜŞMESİNİN GÜZEL BİR ÖRNEĞİ : M E C E L L E

Standart

Osmanlı İmparatorluğu’ nun 1839’ da Tanzimat’ la başlayan, Batılı anlamda bir devlet modeli ve buna bağlı olarak da hayat tarzı geliştirme çabaları , İngiltere, Fransa ve Rusya’ nın baskıları ve yönlendirmeleri sonucunda, 1856’ da ortaya konulan Islahat Fermanı ile belirginleşmeye başlar.
Bu konuda düşünülen bütün değişikliklerin yapılması için de, öncelikle el atılması gereken kurum kuşkusuz hukuk olacaktı.
Nitekim, Islahat Fermanı yürürlüğe konduğunda, İmparatorluk başkentinde en etkili ve nüfuzlu elçi, Fransa elçisiydi. Onun desteğiyle, Mustafa Reşid, Âli ve Fuad Paşa’ ların başını çektiği kesim , Fransız Medenî Kanunu’ nun aynen tercüme edilerek, yürürlüğe konulmasına dair bir faaliyet başlatılır.
Bu görüşe karşı, dönemin büyük devlet adamı, hukukçu,tarihçi, edebiyatcısı Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895) şiddetle karşı çıkar. Kendisi aynı zamanda “ TanzimatAdliyesi ” nin de kurucu üyesidir. Bu sıfatıyla, dönemin Padişahı Abdülaziz’ i ikna ederek, 1868 yılında kendi başkanlığında bir “ Mecelle Cemiyeti “ oluşturulmasını sağlar.
Cemiyet, sekiz yıllık bir çalışma sonrasında, “ Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye “ adı ile bir kanun hazırlar ve Padişahın onayı ile yürürlüğe girer. Kanun 16 bölüm ve 1851 maddeden meydana gelmiştir.
“ …Onun Mecelle’yi hem geleneksel hukuku savunan ilmiye sınıfına karşı hem de ‘Bu bir vakit kaybıdır, Batı’dan kanunu tercüme edip kabul edelim’ diyen Avrupalılaşma yanlılarına karşı mücadele vererek hazırladığını kaydetmek gerek. Mecelle İslam Hanefi fıkhına dayalı bir kanun metnidir kuşkusuz ama , Avrupa’ nın kanun yazım tekniğine uygun normlarda kodifiye edilmiş olduğu da tartışılmaz…” 1
Mecelle’ ye kelime olarak sözlüklerde, hikmetli sahîfe, kitap, nâme anlamları verilmiştir. Terim olarak ise, Fransızca’ da büyük kitap, ya da hukuk ilkeleri derlemesi anlamına gelen, codex ‘ i ifade eder.
Mecelle ile, fıkıh konuları kanun hâline getirilmiştir. Yani bugünkü anlamıyla Islâm Medenî Kanunu’ nun akitler ve borçlar kânunu ile sivil muhâkeme usûlünü kapsayan bölümdür.
Medenî hukukun en önemli kısımları olan, evlenme, boşanma, nafaka ve neseb gibi aile ve şahıs hukuku ile miras, vasiyet ve vakıfa ilişkin konular hakkındaki hükümler Mecelle Cemiyeti’nin lâğvedilmesiyle ele alınamamış, ancak başka kanun metinlerde hükme bağlanmıştır.
Batılı kültürüntakipçileri ve câhil din adamları çıkan sonuçtan hiç de memnun değillerdir. Mecelle hakkında itiraz ve karalamalar ayyuka çıkmıştır. Bu suçlamalara karşı bizzat Ahmed Cevdet Paşa halefi vak’ anüvüs Lütfi Efendi’ ye bıraktığı hâtıraları arasında şunu anlatır :
“Avrupa kıtasinda en evvel tedvin olunan kânunnâme, Roma Kânunnâmesi’ dir ki, Kostantiniye (Istanbul) şehrinde ilmî bir cemiyet tarafindan tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kânunnâmelerinin esasıdır ve her tarafta meşhur ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-i Adliye’ye benzemez. Aralarında pekçok fark vardır. Çünkü o, beş altı kânun bilen zat tarafindan yapılmıştı, bu ise beş altı fakih (Islâm Hukûkunu bilen) zat tarafindan, Allahü Teâlâ ‘ nın koymuş olduğu yüce Islâm dîninden alınmıştır. Avrupa kanunuşinâslarından olup, Mecelle’ yi mütalâ ve Roma kanunnâmesiyle mukayese eden bir zât bana dedi ki : Dünya’ da ilim cemiyetleri vasıtasıyla iki defa kanun yapıldı. İkisi de Kostantiyiye’ de (İstanbul’ da) vukubuldu. İkincisi çok müreccah ve faik (üstün) dir. Aralarındaki fark da, insanın o asırdan bu asıra kadar medeniyette ne derece ilerlemiş olduğunun işaretidir…” 2
Osmanlı’ da yayımlanmasının hemen sonrasında, Arapça ve İngilizce’ ye çevrilir. Lübnan’da 1932’ ye, Suriye’ de 1949’ a, Irak’ ta 1953’ e kadar uygulanır. Kıbrıs ve Ürdün hâlâ medenî hukukun esasını, Mecelle hükümlerinden almaktadır.
“ … Mecelle, bazılarının iddia ettiği gibi basit bir metin değildir; adalet mekanizmasının hassas ölçüler içinde işlemesine dikkat edilerek bin yıldan fazla yaşamış bir medeniyetin dayandığı temel kaideler üzerine bina edilmiştir. Bu tesbitlerden, iyice girift hâle gelmiş medeniyet sistemi içindeki her hususa, Mecelle’ nin bütün hükümlerini tatbik etme gibi bir düşünce anlaşılmamalıdır; ancak küllî kaideler olarak yukarıda zikredilen hususları, günümüzün hukuk mevzuatı içinde dikkate almak gereklidir ve zaten kısmen de bu yapılmaktadır…” 3
Bulgarca’ ya dahi çevrilerek, Bulgaristan’ da bir çok kanunun hazırlanmasında ana materyal olarak kullanılmıştır.
Hatta, Prof. Dr. Yilmaz Altuğ’ un tesbitine göre :
“ İsrail Devleti’ nin hukuku, memleketin tarihî gelişimini aksettirir hâldedir. Temel medenî kanun, Osmanli Devleti zamanından kalma Mecelle’ dir. Mecelle, Filistin’ in İngiliz idaresine geçtiğinde, aynen bırakılmış, sonra 1948’de İsrail Devleti kurulunca değiştirilmemiştir.” 4
Mecelle, o dönemin diline göre açık, anlaşılır ve harika bir üslûpla yazılmıştır. bir kanun kitabı olarak şâheser olarak nitelendirilebilir. Özellikle metnin başındaki 99 fıkıh kuralı ezberlenmesi kolay cümleler hâlindedir.
“ … Mecelle-i Ahkam-ı Adliye, tam elli yedi yıl boyunca Türk hukuk sisteminin muamelat kısmını taşımış ve toplum tarafından kabul görmüştü. Gerek düzenlenmesindeki yalınlık, gerek hükümlerin ortaya konuluşundaki veciz ifade, Mecelle`yi halk tabakalarınca da bilinir hale getirmişti ki bu, hukuk açısından fevkalade önemlidir. Hatta daha da ileri giderek söyleyebiliriz ki, yalnızca hakimlerin ve hukuk adamlarının değil, toplumu oluşturan bireylerin de hukuk kurallarını bilmesi, hukuk düzeninin işlerliği açısından önemlidir. İşte Mecelle, veciz kanun cümleleri ile bunu başarıyordu…” 5
Ülkemizde 4 Ekim 1926’ da Medenî Kanun’ un yürürlüğe girmesiyle, Mecelle de hukukumuzdan çekilir.
1950’ li yılların sonlarında, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ nde Mecelle hakkında düzenlenen konferansa, o dönemin kendilerini “devrimci” olarak adlandıran bir grubun büyük tepkisi olur. Türk düşünce ve edebiyatının büyük ismi Peyami Safa, buna karşı gazetedeki köşesinde peşpeşe iki makale yayımlar ve bu eylemi yapanları oldukça ağır bir dille eleştirirdikten sonra, Mecelle ve Ahmed Cevdet Paşa hakkında şunları yazar :
Hukukçularımız ve münevverlerimiz arasında atasözleri haline gelen bu hükümler her memlekette ve her devirde gerçeklik, vecizlik ve sadelik değerlerini muhafaza ederler.
Mecelle’ nin bütün hükümleri bugün tatbik olunamaz. Bir çok maddeleri yalnız zamanının ihtiyaçlarına cevap verir. Fakat bir çok hükümleri de bugünkü Avrupa mevzuatında, meselâ Fransız Medenî Kanunu’ nda vardır. ( Mecelle’ nin 43. Ve 44. Maddeleri Fransız Medenî Kanunu’ nun 1160. Maddesinin hemen hemen aynıdır. Bk. Maarif Vekâleti Külliyatı’ ndan “ Tanzimat ” C.1 s. 195 6
Ülkemizin “… meşhur hukuk âlimlerinden ve İstanbul Üniversitesi Ordinaryüs Profesörlerinden rahmetli Ebu’l ulâ Mardin, Meclle’ ya ait bir eserinde, Ahmed Cevdet Paşa’ nın Fransız Akademisi tarafından madalya ile taltif edilen üç büyük Dünya hukukcusundan biri olduğunu bildirmiştir… ” 7
Bu veciz kanunun bir çok maddesi, günümüzde dahi, siyasi, idari, akademik, medya v.d. bütün kesimlerde âdeta birer darb-ı mesel gibi, sık sık kullanılmaktadır. İşte bunlardan örnekler :
“ Şek ile yakîn zâil olmaz “ (Şüpheli bir şey yüzünden , kesin doğru olan bir şey terk edilmez,)
“ Berâet-i zimmet asıldır ” (Bir kimsenin masum ve suçsuz olması esastır)
“ Zarûretler memnû olan şeyleri mübah kılar “ (Zorunluluklar , yasakları yapılabilir duruma getirir )
“ Mâni zâil oldukda memnû’ avdet eder “ (Engel ortadan kalkınca yasak hükmü geri gelir )
“ Def’-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır “ ( Bir konuda zararın giderilmesi, menfaatin elde edilmesinden önce gelir.)
“ Ezmânın tağayyürü ile ahkâmın tağayyürü inkâr olunamaz “ (Zamanın değişmesiyle, hükümlerin de değişmesi inkâr edilemez)
“ Ukudda itibar makasıt ve maaniyedir, elfaz ve mebaniye değildir. “ (Sözleşmede aslolan amaç ve anlamıdır, söz ve yazılışı değil.)
“ Kadim kıdemi üzere terk olunur. “ (Eskiden varolanın yerine yeni bir şey ortaya çıkmamışsa, onun aynen devam ettiği varsayılır. )
“ İçtihat ile içtihat nakzolunmaz. “ ( İçtihat bir başka içtihatla bozulmaz. )
“ Zarar-ı ammı def için zarar-ı hass ihtiyar olunur. “ Kişiye özel zarar, kamuya gelecek zarara tercih edilir. )
“ Alması memnu olan şeyin vermesi dahi memnu olur. “ ( Bir kişiye alması haram ve yasak olan şeyi vermek, veren hakkında da haram ve yasaktır. )
“ Beynel tüccar maruf olan şey beynlerinde meşrut gibidir.” (Ticari örf ve adetler , ticari sözleşmelerin şartı gibidir. )
“ Kelamın i’mali ihmalinden evlâdır. “ (Söze bir anlam vermek, onu yok saymaktan iyidir. “
“ Beyyine hüccet-i müteaddiye ve ikrar hüccet-i kasıradır. “ (Belge herkesi, ikrar ise sadece ikrar edeni bağlar. “
“Hatası zâhir olan zanna itibar yoktur” ( Bir zannın hatalı olduğu açıksa, ona itibar edilemez.)
“Kelâmda asıl olan, mânâ-yı hakikîdir” ( Söylenen bir sözde aslolan, gerçek anlamdır. Gerçek anlam varken mecaz anlama itibar edilmez.)

“Meşakkat teysiri celb eder” ( Darlık ve yokluk zamanlarında, kolaylık göstermek gerekir.)
“Zarar ve mukabele-i bizzarar yoktur” ( Bir kimsenin başkalarının malına veya şahsına saldırarak zarar vermesi ve görülen zarara , zararla karşılık verilmesi uygun görülmez.)
“ Mevrid-i nasda içtihada mesağ yoktur ” ( Hakkında nas olan bir konuda müçtehidin içtihadına lüzum görülmez. )
“Bekâ, ibtidadan esheldir” (Bir şeyin devam ettirilmesi, ilk defa yapılmasından kolaydır.)
“ Tevehhüme (kuruntuya) itibar yoktur. “
“ Kişi ikrariyle (sözüyle) ilzam olunur (sorumlu tutulur) ” .
“ Külfet nimete ve nimet külfete göredir. “
“Sâkite bir söz isnad olunmaz. Lâkin ma’rız-ı hâcette sükût beyandır” ( Kendisi ile ilgili bir konunun görüşülmediği durumlarda susan kimsenin orada sarfedilen bir sözü kabul etmiş olduğu anlaşılmaz. Ancak gerektiğinde ya da kendisine soru sorulduğunda konuşmayan kimse o sözü kabul etmiş sayılır. )
“Mûkatebe muhataba gibidir” ( Yazışmanın; muhatabla yüz yüze konuşmaktan farkı yoktur. )
“ Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur “ (iki şer varsa, bunlardan iyiye yakın olanı tercih edilir)
K A Y N A K Ç A :
1 Avni ÖZGÜREL, “ Mithat Paşa mı, Cevdet Paşa mı ? “, Radikal Gazetesi, 19 Ağustos 2007
2 Târih-i Osmanî Mecmuası, No. 47, s. 284
3 Abdullah ÇELİKKANAT, “ Mecelle’ den Ölçüler “, Sızıntı Dergisi, Şubat 2008, Yıl : 30 Sayı : 349
4 Yılmaz ALTUĞ, İktisâdî ve Ticârî İlimler Dergisi, Yıl: 1969, sayı:23
5 İskender PALA, “ Bir Kanun Kitabı “, Zaman Gazetesi, 21 Temmuz 2007
6 Peyami SAFA, “ Mecelle Bir Şâheserdir”, Tercüman Gazetesi, 5 Haziran 1959
7 Peyami SAFA, “ Yine Mecelle “, Tercüman Gazetesi, 7 Haziran 1959

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s