DEVLET KURAN BİR KURUM OLARAK BİRİNCİ MECLİS VE İÇİNDEKİ DEMOKRAT MUHALİF BİR MİLLETVEKİLİ : HÜSEYİN AVNİ ULAŞ

Standart

 

Bu sene 90. yıldönümünü kutladığımız “ Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı “ ile birlikte, 23 Nisan’ ların bayrama dönüşmesini sağlayan ve devleti kuran Birinci Meclis’ i hatırlamak istedik.

Bilindiği gibi , Osmanlı Devleti’ nin  Birinci Dünya Savaşı’ ndan müttefikleri ile birlikte yenik olarak çıkmasından sonra, Anadolu’ nun bir çok bölgesi galip devletler tarafından işgal edilecektir.

Mustafa Kemal Paşa’ nın önderliğinde 411 Eylül 1919 arasında toplanan Sivas Kongresi ile oluşan Heyet-i Temsiliye Anadolu’ nun idaresini fiilen  ele alır.

Hey’ et-i Temsiliye 28 Kasım 1919‘da Kâzım Karabekir ve  Rauf Orbay’ ın girişimi ile, ilk toplantısını İstanbul’ da yapar.

Osmanlı Meclis-i Meb’ usan’ ının 16 Mart 1920’de bir İngiliz askeri birliğince basılıp, başta Rauf (Orbay) Bey olmak üzere, bazı milletvekillerini tutuklar. Bunun iki gün sonrası olan 18 Mart’ta toplanan Meclis, yasama  faaliyeti imkânının  ortadan kalktığını öne sürerek, Meclis’ in süresiz olarak tatili ile, bundan sonraki toplantıların Ankara’ da yapılmasını karara  bağlar.

19 Mart 1920’de Mustafa Kemal illere, ilçelere ve kolordu komutanlıklarına gönderdiği bir yazı ile  Meclis’e gönderilecek temsilcilerin seçilmesini ister. Sonuçta Türkiye’ nin 66 seçim bölgesinden, içlerinde daha önce Osmanlı Meclis-i Meb’ usanına seçilmiş 92 kişinin de bulunduğu, toplam 378  milletvekili belirlenir. Artık meclisin ismi Büyük Millet Meclis’ dir.

Ulus Meydanı’ nda, 1915 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nin kulüp binası olarak  düşünülerek, inşaatına başlanılan , ancak henüz bitirilmemiş bina uygun görülür. Kısa süre içinde eksikleri tamamlanır ve gerek halkın bağışladığı eşyalar, gerekse okullardan temin edilen sıra ve diğer eşyalarla dekore edilir. Öyle ki çatısında kiremitlerini bile Ankara halkı kendi evlerindekileri toplayıp getirerek döşeyeceklerdir.

İlk toplantısını 22 Nisan günü yapması düşünülürse de, Cuma gününe denk gelmesi için, bir gün sonraya ertelenir ve  23 Nisan 1920 günü yapar. Ankara halkı sabahın erken saatlerinde, ülkenin kaderinde söz sahibi olacak Meclis’ in önünde toplanmıştır. Coşkulu bir şekilde, milletvekillerinin , Cuma namazına gidişlerinde, onlara eşlik etmek için sabırsızlanmaktadırlar.

Başta Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, milletvekilleri, Meclis’ in hemen yakınındaki Hacı Bayram Camii’ nde Cuma namazını kılarlar. Namazdan sonra, camiden çıkılır, tekrar Meclis’ e dönülmektedir.Yeşil örtülü bir rahlenin üstüne konulmuş olan Kur’ân-ı Kerîm, bir kişinin başının üzerindedir. Milletvekilleri ve halk tekbir getirmektedir. Törene katılmış olanların geçeceği yolun iki tarafına halk ve asker sıralanmıştır. Saat 13.45’ te Meclis önünde açılışa ilişkin muhteşem bir tören başlar. Tören sona erince, genel kurul salonunda ilk celse açılır.

Meclisin duvarına asılmış bir levhada o gün  Şûrâ suresinin 38. ayeti yazılmıştır : “Ve emruhûm şûra beynehûm” Yani, mealen “İşlerini istişare ile yürütürler” anlamında bir âyet. Bu günkü resmî konjonktürdeki söylemiyle, tam anlamıyla “ irtica “ niteliğinde bir ifade.  Ayrıca, Meclis genel kurul salonunda imam ve hâfızlar, ayet ve dualar okurlar. İndirilen hatimlarin duaları da yapıldıktan sonra, Kur’an-ı Kerim ve Sakal-ı Şerif kürsüye bırakılır. Hacı Bayram Velî Türbesinden getirilen Sancak, da kürsüye dikilir.

Meclis’ in en yaşlı üyesi) olan Sinop milletvekili Şerif Bey’ in geçici Başkanlığında oturum açılır.

24 Nisan 1920’de beş oturum yapılır. Beşinci oturumun gündemi seçimdir. Mustafa Kemal Paşa 110 oyla birinci başkan, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın Başkanı Celâlettin Arif Bey ise 109 oyla ikinci başkan seçilir.

Milletvekillerinin 288’i yüksek öğrenim, 94’ü orta öğrenim görmüştür. 162’sinin yabancı dil bilgisi vardır.

“… memurların % 27, eşrafın % 14, serbest meslek sahibinin % 13, askerin % 13, din adamının % 11 oranında olduğu görülür. Ülkenin o zamanki eğitim durumu göz önüne alındığında Meclis’in son derece yüksek bir entelektüel seviyeye sahip olduğu görülür…”  1

Ayrıca, milletvekilleri gerek taşıdıkları fikirler ve gerekse hayat tarzlarına göre “sarıklı”, “ kalpaklı “ ve “ fesli “ olarak adlandırılan, üç ayrı grupta değerlendirilirler.  

Meclis’ in en karakteristik özelliği, , kuvvetler birliği esasına dayanan, yasama, yürütme ve yargıyı bünyesinde barındıran, Başkanı Mustafa Kemal’ in  aynı zamanda yürütmenin de başı olan bir kurucu meclistir.

Feshedilene kadar, 1921 Anayasası’ nı hazırlar ve yürürlüğe koyar. Hıyanet-i Vataniye Kanunu’ nu çıkarır. İstiklal Mahkemeleri’ ni kurar. Ülkedeki isyanları bastırır. Düzenli bir ordu kurar. Kazandığı askerî zaferlerle, Anadolu’ yu işgalden kurtarır. İstiklâl Marşı’ nı yazdırır ve  kabul eder. Saltanatı kaldırır. Mudanya Ateşkes Antlaşması’ nı imzalar. Lozan barış  görüşmelerine başlar. I. Meclis’ in faaliyetlerinin bir icmalini yaparsak :

 “… 23 Nisan 1920-16 Nisan 1923 tarihleri arasındaki I. Dönem çalışmaları sırasında 2 yıl 11 ay 21 gün (toplam 1.088 gün) faaliyette bulundu. 338 kanun çıkardı. Bunun dışında Başkanlığa 78 gensoru önergesi sunuldu. 625 soru önergesi verildi. I. Dönem Türk Parlamento Tarihinde milletvekillerinin dönemin kısalığına rağmen kürsüde en çok söz aldıkları ve konuştukları dönem oldu. Konuşma sayısı 2.027’si gizli oturumlarda olmak üzere 13 bine varmakta ve bir gün içinde kürsüye çıkan milletvekili sayısı günlük ortalama 24’ü bulmaktaydı…”  2

Kısaca, 1. Meclisin açılış hikâyesi bu. Günümüze gelindiğinde, aradan tam 90 yıl geçtiğini görüyoruz. Yani yüzyıla 10 sene  kalmış. Bu 90 yılın 30 yılı tek parti, kalan 60 yılı da çalkantılı bir demokrasi dönemi olarak yaşanmış Türkiye’ de. Şu bir gerçek ki, bu güne kadar gelen 23 dönem içindeki Meclisler içinde, hem kronolojik açıdan, hem de yerine getirdiği misyon bakımından tartışmasız birinci olan Meclis’ tir.

Daha sonraki dönemlerde, siyasal iktidarların sultalarında, bir anlamda güdümlü hale gelmelerinden önce, temsilin, bağımsızlığın, eleştirinin, hesap sormanın ne demek olduğunu göstermiş ve bir benzerine bu güne kadar pek rastlanılmamış, ideal bir Meclistir.

“…Neticede Ankara’da farklı siyasi görüş ve düşüncelerden yüzlerce insan bir araya geldi. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Demirel, bu sistem sayesinde Türkiye’nin ilk meclis döneminde dünyanın en ileri parlamenter demokrasisine sahip olduğunu belirtiyor. Konuşmalar bugünkü gibi iç tüzükle sınırlanmadığı için gece gündüz toplantı hâlindeki Meclis’te herkes istediği konuda dilediği kadar konuşabiliyordu…”  3

Onu, gelmiş geçmiş diğer Meclis’ ler den ayıran en önemli faktör, içinde her hal ve şarta rağmen tavizsiz bir muhalefet barındırmasıydı. Kurtuluş Savaşı verilirken, başarı ile hem bu savaşın yönetilmesi, hem de ilerde kurulacak bir ulus devletin alt yapısını hazırlıyordu. Öyle ki,

“…Meclis, sultanınkiler de dâhil bütün yetkileri; yasama, yürütme ve yargıyı kendinde topluyor. Cemil Koçak, dışarıda güç bırakmak konusunda büyük kıskançlık gösterildiği kanaatinde. “Milletvekilleri orduyu denetlemek üzere cepheye gidiyor, gördüklerini Ankara’da tartışıyor. Ordu komutanına cephede neden öyle değil de böyle davrandın diye hesap sorabiliyorlar. Bunları soranlar asker falan da değil.” Denetime itiraz yok; ancak savaş şartlarında bu kadar demokrasi kimilerinin canını sıkmaya başlıyordu…”  4

Hasılı, bünyesinde görülen eksik ve yanlışlara cesaretle karşı çıkan idealist ve yürekli bir kitle barındırıyordu.

“…İsmet İnönü, 1970’ te, 50 sene öncesine bakarak şunları söyler:

‘ Birinci Büyük Millet Meclisi’ nin temel mevzuatı kendine göredir. Tedbirleri ve fedakârlıkları kendine göredir. Sinirlerin daimi olarak gergin bulunduğu bir hayattır, o zamanki hayat. Meclis’ te tartışmaların özü tekrar bulunamaz, heyecanı ölçülemez, faydalı veya hırçın ve zararlı olduğu seçilemez. Ama hepsi bugün ele geçip incelense ilginç ve kendine göre değerli bulunur ‘…”  5

Başlangıçta sağlam bir görüş birliği içinde çalışan  Meclis, daha sonra, iktidarın bazı antidemokratik uygulamalarından doğan rahatsızlık sebebiyle, Birinci ve İkinci Müdafaa-i Hukuk  olarak iki gruba ayrılır.

İkinci grup içinde muhalefeti simgeleyen isim ise kuşkusuz Erzurum milletvekili Hüseyin Avni (Ulaş) Bey ( 1887-1948) dir.

Kurtuluş Savaşı’ nın zor şartlarında bile “İnkılâbın da hukuku vardır” düsturuyla, hukuktaki sapmalara karşı, sayıları 70’ i bulan milletvekili ile ayrı bir siyasî parti imişcesine dayanışma içindedirler. Bunlardan :

“…Ön plana çıkan isimler, Erzurum mebusları Hüseyin Avni (Ulaş-hukukçu) ve Süleyman Necati (Güneri-hukukçu), Kayseri Mebusu Rıfat (Çalıka-hukukçu), Canik Mebusu Emin (Geveci-hukukçu), Sinop Mebusu Hakkı Hami (Ulukan-hukukçu), Mersin Mebusu Selahattin (Köseoğlu-Albay), Sivas Mebusu Kara Vasıf (Karakol-Albay) ve Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey (Binbaşı)… “ dır. 6

Hüseyin Avni Bey, hukuk dışı uygulamalar konusunda, oldukça hassastır ve böyle bir durumu gördüğünde, genel kurulda  oldukça sert konuşmalar yapar.

Mesela, İstiklâl Mahkemeleri’ nin, firarî askerleri yargılama dışında, ülkede her şeyi zapt-ı rapt altına almak adına, geniş yetkilerle donatılmasına ve subjektif kararlar vermesine karşı olanca gücüyle karşı çıkar.

Yine ona göre :

“ … Milli iradenin Meclis elinden alınıp önce Heyeti Vekile’ye daha sonra da “Başkumandanlık” kanunu ile Mustafa Kemal Atatürk’e verilmesi karşısında ekibi ile birlikte şiddetli bir muhalefet atağına girişmiştir. Bu muhalefeti kişisel olmaktan çok, üslup ile ilgilidir. Çünkü bu şekilde kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelenmiş, yapılacak muhtemel yanlışların sorgulanması ve telafi şansı ortadan kaldırılmış bulunmaktaydı. Bu deneyim tüm mahsurları ile İttihat ve Terakki iktidarı döneminde açık seçik ortada olacak biçimde yaşanmış ve bir imparatorluğun ortadan kalkmasına sebep olmuştu. Aynı hataları bir kez daha tekrarlamanın gereği yoktu…

… Ancak burada ifade edildiği gibi Hüseyin Avni’nin “Başkumandanlık Kanunu” na bütünüyle muhalefeti söz konusu değildir. Kaldı ki, dönemin hassas özelliğinden dolayı askeri alanda bu kanunun gerekliliğine o da inanmaktadır. Birinci Meclis’te muhalefeti incelediği hacimli çalışmasında Ahmet Demirel, Hüseyin Avni ve ekibinin bu kanun hakkındaki görüşlerini şöyle dile getirmektedir. “Muhalif mebuslar Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlığa getirilmesine karşı çıkmamışlar, aksine destek vermişlerdir….”” 7 

Hüseyin Avni Bey’ e göre, Başkumandanlığa gerek varsa ayrı bir kanun yapılması, Meclis’ e ilişkin yetkilerden ayrılarak, sadece askeri konularla sınırlı bir başkumandanlık tesis edilmesi teklifi yapmıştır.
Kendisinin yakın arkadaşı, gazeteci ve Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey’ in Mecliste savunduğu görüşler sonucunda öldürülmesine karşı, genel kurulda yaptığı konuşmalarda da, milletin iradesini savunmuş, ona müdahalenin er geç yok olacağını ısrarla vurgulamıştır.

“ …Özellikle İzmir Vekili Yunus Nadi’yle Meclis kürsüsünden yaptığı münakaşa, Birinci Meclis’in yapısı ve Hüseyin Avni’nin düşünceleri hakkında fikir verecek cinstendir.

Yunus Nadi : ‘ Bundan böyle mücadele memlekette saltanat ve padişah lehine beslenecek fikirlere karşıdır. Bu fikirleri besleyenler Millet Meclisi azası olsalar bile kafaları koparılacaktır. ‘

Hüseyin Avni Ulaş: ‘ Efendiler, bu kürsüde Yunus Nadi Bey’in fikrini tatbik edecek kuvvet mevcutsa, bilin ki o kuvvetin yegâne kurbanı ben olurum. Eğer kanaatim öyle olsaydı, yani bu milletin padişahla refah bulacağına inansaydım onun mücadelesini de yapardım. Bundan şüpheniz olmasın. Biz inkılâbı fikirle yapacağız arkadaşlar. Fikirle yapacağız ki yaşasın. Böyle kabadayı usulleri tatbik edilirse korkarım o zaman inkılâptan mahrum kalırız. Siz arkadaşlarım, davanızı ilmi münakaşayla müdafaa edin. İnsanları ölümle, kanla tehdit ederek değil… Ben günün havasına uyup her gün başka şey yazan adamlardan değilim. Eğer Yunus Nadi Bey’in sözüyle bu memlekette bir bıçak kımıldayacak olursa evvela beni vursun.’ Yine Tan gazetesi sahibi, Trabzon Vekili ve İkinci Grup’a mensup Ali Şükrü Bey’ in Topal Osman tarafından öldürülmesi üzerine Hüseyin Avni, Meclis kürsüsünden şu sözleri söylemiştir: ‘ Milli hâkimiyet demek, milletin vekilinin oyunu serbestçe kullanabilmesi demektir. Milletvekilinin ağzı, kalemi milletin namusudur. Bu namusa tecavüz edilmiştir…” 8

“Bir gazetecinin neden muhalifsiniz ? ” sorusuna, “Evet, ben muhalifim ama neye muhalifim? Kanunsuzluğa, hukuksuzluğa, diktatörlüğe muhalifim” şeklindeki cevabı, onun demokrat  kişiliğinin en belirgin göstergesidir.

“…Fransız Devrimi`nin Danton`una benzetilen Hüseyin Avni; Danton`un ihtilalciler karşısına dikilip, insanların kanının akmaması için ihtilalci terörün önüne geçmeye çalışması, devrimin kendi kendini aşmaması için bir sınır konulması gayretlerine mukabil, şahıs istibdadının önlenmesi, kanun hakimiyetinin sağlanması ve demokrasinin tesisi için, birinci mecliste muhalefet saflarında mücadele etmiştir…”   9

1923 senesinin Mart ayına gelindiğinde, Meclis’ in önemli muhalif isimlerinden Ali Şükrü Bey’ in Muhafız alayı komutanı Topal Osman tarafından öldürülmesi sonucunda, hükümet yanlısı grup ile muhalifler arasında sert tartışmalar yaşanır. Bunun sonucunda 1 Nisan 1923 günü seçim kararı alınır.

“…9 Mart 1923 tarihinde, Meclis kürsüsünden bir `hatip`, TBMM üyelerine şöyle sesleniyordu: `Efendiler, bu şerefli kürsü bugün elim bir vaziyete sahne oluyor. Bu şerefli milletin mebusları bugün kalpleri kan bağlamış bir biçare gibi birbirlerine bakıyorlar. Ey kabe-i millet; sana da mı taarruz? Ey arayı millet; sana da mı taarruz? Ey milletin mukaddesatı; sana da mı taarruz? Milletin başarısı, milletin hakimiyetine bağlıdır. Hakimiyet demek, onun reyini memleket içinde serbest kullanması demektir. Aşığı bulunduğumuz hakimiyet-i milliye demek efendiler, şunu biliniz ki, memlekette reyini, fikrini serbest istimal etmek (serbest kullanmak) demektir…” 10

Aynı günlerde, ayrıca Lozan görüşmelerinin de tıkanmasıyla, 16 Nisan 1923 tarihinde son oturumunu yapan TBMM, 18 Temmuz 1923 tarihinde yeniden seçime gidilir.

Ancak, İkinci Meclis’ e seçilen milletvekilleri içinde ne Hüseyin Avni Bey, ne de onun çizgisinde olan 70 kişilik gruptan bir tek kişinin olmaması oldukça mânidârdır. Böylelikle Türk siyasetinde, dikensiz gül bahçesi meydana getirmenin ilk örneği ortaya çıkacaktır.

Günahsız bir çok insan gibi, Hüseyin Avni Bey’ in adı da, İzmir suikastının sanıkları arasına karıştırılmış, idam isteği ile yargılandığı İstiklâl Mahkemesi’ nden aklanarak çıkmıştır.
“… Beraat etmesinde ise, Birinci TBMM’de Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey ile yaptığı bir yazışma etkili olmuştur.
Hüseyin Avni Bey’ in Meclis kürsüsünden yaptığı mücadelenin mahiyetini kavrayamamış bulunan Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey’in, Mustafa Kemal’in yok edilmesi hususunda birlikte çalışma teklifine, Hüseyin Avni Bey’in yazdığı cevap tarihi bir vesika olmuştur. O zaman Bitlis Valisi bulunan Kazım Dirik’ in elde ettiği ve Hükümet’e gönderdiği Hüseyin Avni Bey’in mektubunda; ‘  Mustafa Kemal’ e muhalefetim, hiçbir zaman onun şahsiyetine kızarak muzır cereyanlar peşinde koşan insanlarla memleketin aleyhine beni hareket ettiremez. Yurdun milli tesanüdünü vücuda getirmek istediğimiz bir anda sizin mektubunuzdaki düşünceleriniz gibi hareket etmektense, Mustafa Kemal’ in tahakkümüne boyun eğmeyi tercih ederim’ deyişi Hüseyin Avni Ulaş’ ı İstiklâl Mahkemesi’ ne eli kelepçeli getirten bütün hasımlarının ümitlerini boşa çıkarmış oldu…”
 11

Ancak o inandığı değerler uğruna o kadar cesur ve tavizsiz idi ki, ipten döndüğü anda dahi, doğruları dile getirmekten asla kuşku duymayacaktı. Nitekim, yüzüne karşı beraat kararı okunduktan hemen sonra, siyasî tarihimizde “ Üç Aliler” olarak tanımlanan, Ali Çetinkaya ( Kel Ali ), Kılıç Ali ve Necip Ali’ den oluşan mahkeme heyetine “Hepsi de benden daha namuslu bütün arkadaşlarımı idam ettiniz, bende ne gibi bir namussuzluk gördünüz ki bu şerefli ölümü benden esirgediniz” diyecek kadar, namuslu bir tavır sergilerken, aynı zamanda mahkemenin keyfî adalet anlayışını da tescil etmiş oluyordu.
Hüseyin Avni Bey, beraat etmesine rağmen, artık  rejim tarafından makbul bir kişilik olarak görülmemektedir. Çünkü o :

“…Cumhuriyetin “demokratikleşmesi” için Birinci Meclis“te büyük çaba gösteren ilk demokratlarımızdan…

İttihatçı özelliklere karşı çıkmış…

Dar çevre egemenliğine karşı çıkmış…

Merkeziyetçiliğe karşı çıkmış…

Hukukun üstünlüğü için savaşmış…

Halkın iradesinin mutlak olması için uğraşmış.

Üzerini çizivermişler, bir daha seçilmediği gibi ne arayanı çıkmış, ne soranı… “ 12

1924’te Kazım Karabekir önderliğinde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın içinde yer alır. 1925’ de parti kapatılır, bundan sonra bir süre avukatlık yapsa da, devlet nezdinde hatırını pek soran olmaz.

“…Siyasi polisin `A` fişine göre, `sürekli izlenen şahıslar` arasına alındı. 1935 yılında yapılan seçimlerde Erzurum`dan `bağımsız` olarak adaylığını koyma girişimi CHP tarafından engellendi…”  13

Maddi bakımdan oldukça sıkıntılı günler yaşar. 1938 yılında Başbakan Refik Saydam’ın  desteği ile  İstanbul 5. Noterliği görevine getirilir. 1945’te Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi’nde görev alsa da, partinin ömrü oldukça kısa sürer ve bu Hüseyin Avni Bey’ in siyasetteki son denemesi olur.

Bundan sonra sağlık sorunları yüzünden köşesine çekilir, uzun bir hastalık döneminden sonra 22 Şubat 1948 günü hakkın rahmetine kavuşur.

Bu büyük insanın aziz hatırası karşısında  maalesef devlet ,bu gün bile hiç yaşamamışcasına bir kayıtsızlık içindedir. Onun isminin doğduğu şehir belediyesince Erzurum’ da bir mahalleye verilmesinin dışında başka bir vefâ örneği görememek bir vatandaş olarak beni oldukça rahatsız ediyor.

Kabri nur, mekânı cennet olsun…

 

K A Y N A K Ç A                                  :                             

 

1 Osman ÖZSOY, http://www.haber7.com/haber/20100422/Ilk-Meclis-duvarina-asilan-ayeti-kerime.php

2  Osman ÖZSOY, “ a.g.e “

3  Ayşe ADLI,  “ Cumhuriyetten Önce Demokrasi Vardı “,Aksiyon Dergisi, 19 Nisan 2010, sayı :802

4  Ayşe ADLI, “ a.g.e “

5 Ahmet DEMİREL, “ a.g.e “

6 Ayşe ADLI, “ a.g.e “

7 Öner ÖZBEK, “ Cumhuriyetin İlk Demokratı Hüseyin Avni Ulaş “, Taraf Gazetesi, 21 Şubat 2010

8 Müslim COŞKUN, “ Sıkı Bir Muhalif :Hüseyin Avni Ulaş “, Milli Gazete, 7 Aralık 2009

9 Suavi KEMAL, “ Meclisin İlk Demokratı : Hüseyin Avni Ulaş “ Milli Gazete, 15 Ekim 2005

10 Mehmet E. YAVUZ, “ İnkılabın Mev`ud Meyvesini Çürüttük “, Yeni Şafak Gazetesi, 9 Şubat 2002

11 Öner ÖZBEK, “ a.g.e “

12  Mehmet ALTAN, “ Bir Özür Borcu “, Star Gazetesi,  23 Şubat 2008

13  Mehmet E. YAVUZ, “ a.g.e “

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s