VEFATININ 50. YILDÖNÜMÜNDE SAYGI İLE ANDIĞIMIZ BİR DEVLET ADAMI : CELAL YARDIMCI ( 1912- 31 Aralık 1961 )

Standart

 

Türk siyasi tarihinin önemli bir devlet adamı olan Tevfik İleri’ nin geçtiğimiz günlerde vefatının 50. yıldönümü idi. Ne var ki bu büyük insan hak ettiği ilgiyi  siyasi, akademik ve medya çevrelerinden maalesef göremedi.

Sıradan bir artist, manken ve sporcunun parmağı kanadığında, ya da herhangi bir yazarın köpeğinin ölümü durumunda ağıtlar yakan ve bunu büyük bir abartı ile günlerce temcit pilavı gibi milletin önüne koyan gazete ve televizyonların Tevfik İleri ismi ile herhangi bir tanışıklığının olmadığını gördük.

Onun 31 Aralık olan ölüm gününe denk düşen yılbaşı akşamında, ekranlar yine vur patlasın çal oynasın anlayışıyla milletin değerleri, acıları, anıları konusunda büyük bir kayıtsızlık içinde incir çekirdeğini doldurmayacak nafile haber ve programlarla reyting yükseltme çabası içindeydiler.

Bu konuda bir tek yazıya rastladım. O da sayın Mustafa Erdoğan’ ın Zaman Gazetesinin 2 Ocak 2011 günlü sayısında “ Bir memleket Sevdâlısı: Tevfik İleri “ başlıklı , son derecede dramatik ve duygu yüklü makalesi idi.

Oysa İleri, 27 Mayıs Darbesi’ nin bedelini en ağır şekilde ödeyen isimlerden biridir. Darbe olduğunda T.C. Hükümeti’ nin Bayındırlık Bakanı’ dır.

Öğrenimini 1933 yılında İTÜ Yüksek Mühendislik Okulu’n dan mezun olmakla bitirir. Öğrencilik yıllarında Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) başkanlığını yapar.

Erzurum’da Karayolları mühendisliği, Çanakkale ve Samsun‘da Bayındırlık Müdürlüğü ve Samsun Karayolları 7. Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulunur. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti milletvekili olarak TBMM‘ye girer.

Milletvekili olması ile TBMM başkanvekilliği görevine getirilir ve kısa bir süre sonra Bakan olarak hizmetine devam eder. Sırasıyla Ulaştırma, Milli Eğitim, Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcılığı , Bayındırlık Bakanlığı yapar.

Bakanlık görevi sırasında, 27 senelik tek parti döneminin devrim anlayışı gereğince dışlanan, yok sayılan, Din derslerini, velilerin tercihleri içinde, ilkokul müfredat programlarına  yerleştirir. 1930 yılında kapatılan İmam Hatip Liseleri‘nin yeniden açılmasını sağlar. İstanbul‘da ilk Yüksek İslam Enstitüsü kurar. Atatürk Üniversitesi ve ODTÜ’ nün kuruluşlarında önemli bir yer tutar.

Birinci Boğaz Köprüsü projesi, “ o “ nun bakanlığı döneminde  hazırlanır. Hatta, köprünün Haziran 1960’ da ihalesi yapılacakken, 27 Mayıs darbesi ile gerçekleşmesi imkansız bir hale gelir. Bu tarihten sonra Türkiye Projenin uygulanabilmesi için  10 yıl dahabekleyecektir.

Tevfik İleri’ nin kişiliğini bir de 27 Mayıs darbesinden sonra MTTB Başkanlığı yapan , daha sonra da Erzurum Milletvekili olan Rasim Cinisli’ den dinleyelim :

“…Sayın  Cinisli İleriyi anlatırken ” Kulluk idrakinde bir mümin. Tefekkür edebilen büyük bir ruh.” dedi.
Rasim ağabey iki tür aydın tipi ortaya koydu. İlmiyle gençleri aydınlatan hocalar, Anadolu’ dan İstanbul’ a  tahsil için gelenlere paylaşarak hayatı öğreten ağabeyler.  Adnan Ötüken bir ağabeydi. Ali Fuat Başgil  Hoca  bir hocaydı.

Merhum İleri  eğitimden  ahlakı kastetmişti. Bunun için Milli eğitim Şuraları gibi iki kez “Ahlak Şurası” toplamıştı. 

 


Pek çok hatıra. Yassıadada yasal bir suç bulunamıyor. Karar açıklanırken namaza duruyor. Arkadaşları ikaz ediyor.
 


-” Allah’ın bana verdiği emaneti on yıl taşıdım. Şimdi o emaneti benden aldılar. Şükür secdesi ediyorum.” Diye cevap veriyor…”
  1

Tevfik İleri DP’ nin 10 yıllık iktidarında gerek hükümet içinde bir bakan olarak, gerekse şahsi meziyetleri, bilgi ve kültür birikimi ile devrin Başbakanı Adnan Menderes’ in en yakınında olan birkaç kişiden biridir. Siyaset öncesinde, özellikle BÜYÜK DOĞU yazar kadrosu içinde oluşunun verdiği misyon ile Başbakan ile Necip Fâzıl yakınlaşmasında önemli bir işlevi olmuştur.

Oğlu Cahit İleri’ nin anlattığı bir anekdota göre :

 İhtilal sabahı tutuklanarak Harp Okulu’nda  bir koğuşta gözaltına alınan Bakanların endişeyle bundan sonra neler olacağı konusunda  tartıştıklarını, bu sırada  koğuştan bir horultu sesi duyduklarını, bu sesin uyumakta olan İleri’den geldiğini anlarlar.  Kendisini hemen uyandırıp, hepimiz can derdinde olduğu bir durumda nasıl olup da bu kadar rahat uyuyabildiğini sorduklarında, aldıkları cevap şu olur :

-Tam 10 yıldır omuzlarımdaki ağır yükler sebebiyle bir gece bile rahat uyuyamamıştım. Şimdi artık o yük omuzumda değil. Bırakın da şöyle rahat bir uyku çekeyim.

Yine Oğlu’ nun ifadelerine göre Yassıada duruşmalarında :

 `Babam hep `Allah`ım müdafaamı yapana kadar ölmeyeyim. Bizi isterlerse idam etsinler, ama şerefimi koruyayım` diye dua etti. Allah, bu duasını kabul etti.` derken Tevfik İleri’ nin şeref ve haysiyeti konusunda ne kadar tavizsiz bir kişilik taşıdığını anlatıyordu.

Bu gerçekten bir samimiyet ve Allah’ a olan büyük bir tevekkülün ifadesidir.

Allah’ a olan inancı o kadar büyüktür ki, bunu Yassıda’ da yaşayacağı zâlimane tavırlar karşısında da asla kaybetmeyecektir :

“…Arkadaşı Atıf Benderlioğlu anlatır. Tevfik İleri Yassıada’ da hapistedir. Namazını orada da bırakmayan İleri, seccadesindeyken, içeriye bir subay girer ve “O bilmem ne çocuğu Tevfik İleri nerde?” diye bağırır. Namaz kılmakta olduğunu söylerler. Subay onu namaz kılarken görünce tekmelemeye başlar. İleri istifini bozmaz. Tekmeler altında secdeye gider, rükua varır, selamını verir, duasını tamamlar. Subay attığı tekmelere zerre kadar kıymet vermeyen bu mümin karşısında çılgına dönmüştür. ‘Be adam’, der, ‘bela mısın, nesin? Seni öldüreceğim, bir şey söyle!’ Merhum İleri ağır ağır başını çevirir subaya ve ‘Asıl bela, belayı gönderenden gafil olmaktır’ der. Olayı aktaran Agâh Oktay Güner’in dediği gibi “velayet makamında” söylenebilecek bir sözdür bu…”  2

Darbe ile başlayan bu ve benzeri işkencelerin ardı arkası kesilmez. Kızı Cahide İleri o günleri şöyle anlatır :

“…19 yaşında iken Sıhhiye’deki evlerinde tank sesleriyle uyandığı darbe gününü hiç unutmamış. Babası, Harbiye’ye götürüldükten sonra evin kapısına nöbetçi asker dikilmiş. Yakınlarının getirdiği erzakları bile süngülerin gölgesinde teslim almışlar. Babasının Yassıada’ya naklini ise şöyle anlatıyor: “Uçakta elleri kelepçeli olduğu halde, yerde seyahat etti. Tekme atıldığını, uçaktan yuvarlayarak  indirdiklerini biliyoruz. Maddi ve manevi işkence yaptılar. Gözü, aldığı darbeler sonucu morarmıştı…” 3

Cahide Hanım sözlerinin devamında, Darbe yönetiminin, mektupları 50 kelime ile sınırladığını, buna rağmen babasına gönderdikleri birçok mektubun da zaten  babasına ulaştırılmadığını sonradan öğrendiğini söyler. Hatta, mektuplarda kullandıkları sevgi ifadelerinin üzerine kalemle çizik atıldığını, bazı mektupların yırtıldığından söz eder.

Böylesine acımasız yargılama şartları altında  babasının kısa bir süre içinde 15 kilo verdiğini söyleyen Cahide Hanım, babasını ziyarete gittiğinde kendisini tanıyamadığından söz eder ve bunun sonucunda babasını ölüm yolculuğuna doğru hızla sürüklediğini anlatır.

Oysa Tevfik İleri, hızla zayıflamaya başlayınca kuşkulanır ve revir doktorlarına tedavi için gittiğinde, doktorların, her defasında `Bir şeyin yok, nazlanma!` diye  kendisini azarladıklarından söz eder.

Ne acıdır ki Askerî yönetim, eşi Vasfiye Hanım ve çocuklarına, İleri’ yi  Yassıada`daki günleri boyunca sadece 20 dakika görebilmelerine izin verilmiştir.

 Tevfik İleri, Yassıada’ da tuttuğu günlüklerinde cezaevindeki son günlerine doğru sürekli ateşlendiğine değinir. Yassıada’ da kurulan, Türk Hukuk tarihinde kara bir utanç lekesi olan  göstermelik Darbe Mahkemesi karşısında duruşunu cesurca sergiler ve savunmasını şöyle bitirir  :

“… Başsavcı başımızla oynamaktan hoşlanıyor. Varsın oynasın. Onun peşinde değiliz ama, şeref ve namusumuzla oynamasına asla müsaade etmeyeceğiz. Son nefesimizde dahi namuslu olduğumuzu iddia edeceğiz ve ispat edeceğiz…

Ölüm belki de kurtuluştur. Memleketin huzuru benim ölümüme ve hapishanelerde çürümeme bağlıysa kararınızı böyle verin. Memleketimin hayrı için buna da razıyım.”  sözleriyle bitirir.

Mahkeme idamına karar verir, daha sonra cezası MBK’ nce ömür boyu hapse çevrilir. Hüküm kesinleştikten sonra Kayseri cezaevine gönderilir. Burada bir ay kaldıktan sonra ağırlaşınca önce Kayseri Devlet Hastanesi`ne, daha sonra Ankara Hastanesi’ ne sevk edilir.

Vasfiye Hanım,  Hastane Başhekimi’ nin izniyle vefatına kadar hep eşinin yanında refakatçi olarak kalır.  Bu dönemlerde Tevfik Bey eşine sürekli olarak “Arkadaşlarım hücrede ben ise hastane yatağında da olsam burada rahat içindeyim. Onlar o halde iken burada olmak olmuyor. İnşallah iyi olurum da hücreme dönerim.” diyecek kadar da hakperest ve vefâlıdır.

İki ay tedavi gördükten sonra. , 31 Aralık 1961 günü,  silahların gölgesindeki hasta yatağında çocukları ve eşiyle son kez buluşur ve hakkın rahmetine kavuşur. Başbakanı Menderes ve iki Bakan arkadaşı Zorlu ile Polatkan’ ın 3 ay önce idam sehbasında katettikleri şehadet mertebesine, Tevfik İleri de zulüm ve işkence sonucunda hastanedeki çileli geceler geçirdiği yatağında erişmiştir inşaallah…

Bugün Tevfik İleri’nin adı , başta kadirşinas Rize olmak üzere Türkiye’ nin çeşitli şehirlerinin okullarında ve caddelerinde yaşatılıyor .

Kabri nûr; mekânı cennet olsun…

 

D İ P N O T L A R                                          :                                           

1 Ahmet FİDAN, “ Rasim Cinisli’ nin Dilinden Tevfik İleri “http://www.tyb.org.tr

2  Mustafa ARMAĞAN, “Bir Memleket Sevdâlısı : Tevfik İleri “, Zaman Gazetesi, 2 Ocak 2011

3  Buğra Kardan, “ Darbeciler Mektuplardaki Sevgi İfadelerini Bile Sansürledi “, Zaman Gazetesi, 2 Mayıs 2008

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s