Standart

GÖRÜNEN KÖY GERÇEKTEN KILAVUZ İSTEMİYORMUŞ…

 

2011 yılının ilk günlerinden itibaren dünya, Tunus ile başlayıp Mısır ile had safhaya ulaşan ve önümüzdeki günlerde de Ortadoğu’ nun diktatörlükle yönetilen hemen hemen bütün ülkelerinde devam edeceği anlaşılan bir yönetim karşıtı “ isyan “ furyasını yaşamaya başladı.

Ne ilginçtir ki, Bilge-şair Sezai Karakoç, bölgedeki bu günkü manzarayı  bundan tam 20 sene önce sanki fotograflamış.

Yazının kaleme alındığı tarihten takriben 5 ay önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, ABD’ nin hazırladığı bir senaryoyu uygulayarak, 2 Ağustos 1990‘da Kuveyt’i işgal eder.

Sonrasında, Birleşmiş Milletler, ABD ve müttefik devletlerin ısrarlarına rağmen, Saddam Hüseyin’ in Kuveyt’ teki işgâlden ısrar edince, müttefik “ Çok Uluslu Hava Güçleri ” 17 Ocak 1991 tarihinde, Irak’ a taarruzu ile ile  Birinci Körfez Savaşı olarak adlandırılan savaş başlar.

İşte savaşın en sıcak günlerinde Üstâd, “ Diriliş “ dergisinin Ocak/ 1991 tarihli, (119-120) no.lu sayısındaki başyazısına, tokat gibi şu satırlarla girer :

” İslâm ülkelerinin başında bulunanlara çağrı:

Size sesleniyorum.

İslâm ülkelerinin başında bulunan cumhurbaşkanları, başkanlar, kırallar, size sesleniyorum.

Türkiye’nin, Mısır’ın, İran’ın, Suriye’nin, Ürdün’ün, Pakistan’ın, Tunus’un, Cezayir’in, Fas’ın ve diğer İslâm ülkelerinin başında bulunanlar size sesleniyorum.

Bulunduğunuz yere nasıl geçmiş olursanız olun, ister kaderin sevkiyle veya cilvesiyle, ister babadan, dededen size geçen veraset hakkıyla, ister alnınızın teriyle, ister hak ve hukukla, ister kuvvet zoruyla halkınızın yönetimini ele geçirmiş bulunun, size sesleniyorum ve diyorum ki, tarihin en kritik göreviyle, en ağır sorumluluğu ve ödeviyle karşı karşıyasınız. Bu görevi çoktan yerine getirmeniz lâzımdı şimdiye kadar. Şimdi, hülûl etmiş vâdenin son deminin son demidir…”, tesbitini yapıyor ve  Irak’ın işi bitirildikten sonra, teker teker, birer bahaneyle bütün İslam ülkelerinin aynı Batılı ülkelerin hava, deniz ve kara kuvvetlerinin saldırısına uğrayacağını, bu ülke yöneticilerinin tarihten ibret almaları gerektiğini söyledikten sonra, ” Bulunduğunuz mevkilerde ebedî kalacağınızı mı sanıyorsunuz? “ diye uyarıda bulunuyordu.

Karakoç yazısını şu satırlarla bitiriyordu: “…Şimdi iktidarda olduğunuzdan sizi uyarmak bir görevdir. Siz bu görevi yapmazsanız, elbet, büyük devrim olacak ve görev yapacaklar gelecektir( …) Büyük uyanış ve diriliş sûrunu üflüyorum.
Bu kulakları patlatacak sesi işitmeyeceklere ne yazık!
Son anda da olsa uyanıp dirilecek olanlara muştular olsun(…) Liderler duymazsa, devletler duymazsa bizler bu çağrıya kulak verelim. Türkler, Araplar, Acemler, Kürtler! Tarihe dönün, Kudüs’e dönün, kardeş olun, kenetlenin…”

Üstâd bu satırları tabii ki bir kehânetle yapmıyordu. Yazıyı kaleme aldığı tarihten iki sene önce “ demir perde “ olarak adlandırılan komünist blok, başta lokomotif devlet olan SSCB, olmak üzere, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya v.d. uydularındaki halk hareketleri sonucunda kartondan yapılmış şatolar misali tek tek çöküyordu. Oralarda yaşanan sürecin ileriki yıllarda kaçınılmaz bir şekilde Baasçı despotik rejimlerle yönetilen İslâm ülkelerinde de yaşanacağını görmüştü.

Bu öngörüye rağmen, başta Mısır ve Tunus olmak üzere despotik lâikçi sistemle idare edilen ülkeler, Türkiye’ nin ulusalcı, lâikçi modernist düşünce tezinde olan cenâhlarca yere göğe sığdırılmıyordu.

Tunus’ un Habib Burgiba ve halefi Zeynel Âbidin bin Ali, Mısır’ ın Cemal Abdülnâsır, Enver Sedat ve Hüsnü Mübârek isimli despot liderlerini Mustafa Kemâl’ in izinde kurtarıcılar olarak niteliyorlardı.

Bu gün hepsi ülkelerinin halklarınca lânetleniyorlar. Ne gariptir ki ülkemizdeki aynı düşüncenin siyasi sözcüleri, kendi çarpık mantıkları ile bu kez o ülke rejimlerini tu-kaka ediyorlar. Kafalarına göre çıkarımlarla Atatürk’ ün asla, dile getirmediği  1950’ lerle uydurulmuş çakma bir “ Bursa Nutku “ hurâfesine sığınarak halkının neredeyse yarısının desteği ile hükümet eden bir lideri ve partisine karşı, Tunus ve Mısır’ daki gibi isyan çağrısında bulunuyorlar.

Bir türlü anlayamadıkları, Türk milletinin daha 1946’ larda “ Yeter Söz milletindir “ diyerek “ Millî Şef “ leri İsmet İnönü’ yü, 1960’ larda darbecibaşı Cemal Gürsel’ i, 1971’ de balyozcu grubun demir yumruğu Faruk Gürler’ i, 1980’ lerin yere göğe sığmayan Kenan Evren’ ini, 28 Şubat 1997’ nin ismail Hakkı Karadayılarını hep demokrasi sandığı içinde yok ettiğidir.

Ayrıca o bölge halkları ve siyasetçilerinince de neden Başbakan Erdoğan ve Partisini rol model olarak ele aldığını bu zevâtın kafalarını iki avuçlarının arasına alıp uzun uzun düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s