MISIR’ DAKİ HALK İSYANININ GEÇMİŞİ, BU GÜNÜ VE GELECEĞİNDE “ MÜSLÜMAN KARDEŞLER “ İN YERİ

Standart

17 Ocak 2011 günü bir anda Tunus’ ta başlayan ve 23 senedir ülkesini demir bir yumrukla yöneten Devlet Başkanı Zeynel Âbidin bin Ali’ nin ülkesini terketmesine sebep olan halk isyanı, on gün kadar kısa bir süre içinde Mısır’ da etkisini gösterdi. Mısır halkı Kahire’ nin merkezinde, kendilerini otuz yıldır yöneten diktatörleri Hüsnü Mübarek’ e 28 Ocak’ ta isyan bayrağını açtı.  

Her ne kadar liderleri ortaya çıkmasa da bu isyanın ekseninde ve ateşlenmesinde “ Müslüman Kardeşler” in inkâr edilmez bir payı var.

Zaten başta Mısır olmak üzere, hemen hemen bütün Arap coğrafyasında geçmişten bu güne ne kadar muhalefet hareketi var ise, bunun arka plânında hep onların, ya da onlardan doğan başka isim taşıyan örgütlerin olduğunu görüyoruz.

Mısırın siyasi tarihine baktığımızda, özellikle 1930’ lardan sonraki bütün kırılma noktalarında en önemli aktör olarak bir şekilde “Müslüman Kardeşler “ in varlığını gözlemliyoruz.

Mısır, büyük Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han’ ın  1516 yılında Memlûklülerin elinden alıp imparatorluk topraklarına katılmış ve aralıksız olarak 1882’ ye kadar 366 sene Osmanlı idaresinde kalır.

Bilindiği gibi, İttihat Terakkî Hükümeti’ nin yanlış politikaları ve İngiliz casusu Lawrens’ in Arap Halkları içinde çevirdiği entrikalar sonucunda Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz Hakimiyeti’ ne geçer.

İkinci Dünya Savaşı’ nın son günlerinde bağımsızlığını ilân ederek BM üyesi olur.

Kral Faruk’ un yönettiği ülkede, Hasan El Benna (1906 – 1949 ) nın 1929 ‘ da İsmailiye kentinde kurduğu ve hemen hemen bütün Arap coğrafyasına yayılan Müslüman Kardeşler ( İhvân’ül Müslimîn ) hareketi 1940’ların sonunda Mısır’daki monarşi ve iktidardaki Vafd Partisi’ne karşı tehdit oluşturmaya başlamıştı.

1948’de Başbakan Mahmud Fehmi el Nokraşî Müslüman Kardeşler tarafından öldürülürken, Hasan El Bennâ’ da Yahudilere karşı cihaddan söz edince İhvan-ı Müslümin yasa dışı ilan edildi ve kapatıldı İngilizler onu kara listeye aldılar Ondan sonra teşkilât faaliyetlerine “Müslüman Gençler” adıyla devam etti Bennâ ve beraberindekiler büyük bir sindirmeye maruz kaldılar Sevenleri grup grup tutuklandı

Bir konuşmasında şöyle diyordu :

” Ben bu gece rüyamda Hz Ömer’i gördüm Bana, ‘ Hasan öldürüleceksin’ dedi Ben de kalktım sabaha kadar teheccüd kıldım”

Rüyası gerçekleşmişti. 1949 yılının şubat ayında özel aracına el kondu Ruhsatlı silahı alındı Yanında korumalığını yapan iki öz kardeşi tutuklandı Çevresindekiler, araçlarla bilinmeyen yerlere götürüldü 12 Şubat günü bir koferansından çıkarken, silahlı saldırıya uğradı Hastaneye kaldırıldı Polis hastaneye müdahale etti, tedavi görmesini engelledi Orada ruhunu teslim etti

Hasan el-Benna’nın şehadetinden sonra Kahire’de camiler kapatıldı  Hareketin hemen hemen bütün erkek mesupları tutuklandı Cenazesini mezarlığa götürecek erkek bulunamadığı için, kız kardeşleri ve hanımı ve o zaman 90 yaşında olan babası tarafından mezarlığa götürüldü Namazını sadece kadınlar ve babası kıldı ve kabre de sadece onlar tarafından indirildi

Bu  olaylar gittikçe büyüyecek bir halk hareketini gösteriyordu. Bunu farkeden askerî ve sivil bürokrasi, iç isyanlar,dış borçlar, açlık, yoksulluk, Süveyş Kanalı gibi çeşitli sorunları çözmek adına, 23 Temmuz 1952’ de General Necib’ in yönettiği askeri darbe ile Askerî bir diktatörlük rejimi hayata geçer.

Necib Cumhuriyet’ i ilân etmiştir ama, Ocak/1954’ de ülkedeki bütün siyasi partiler de kapatılır. Müslüman Kardeşler örgütü de yeraltına çekilmek mecburiyetinde kalır.

 24 Kasım 1954’ te Askerî cuntanın güçlü albayı Cemal Abdülnâsır yaptığı bir darbe ile General Necib’ i görevden alacak, darbe içinde bir darbe hareketi olan bu eyleminde Müslüman Kardeşler’ in önemli bir desteğini almasına rağmen, Nâsır’  ın idareyi ele aldıktan sonra ilk yaptığı uygulama bu harekete karşı acımasız bir baskı uygulamak olacaktır.

Bu sıralarda ülkede Müslüman Kardeşler ‘ in altı lideri, öğrenciler arasında huzursuzluk çıkardıkları ve  Cemal Abdülnâsır‘a yönelik suikast  ve vatana ihanet gerekçesiyle suçlanarak  idam edilirler. İdamlara karşı ayaklanan hareket şiddet yoluyla bastırılır.

Ayaklanma içinde ileride hareketin başında olacak Seyyid Kutub’ da bulunmaktadır. Bir çok Müslüman Kardeşler grubu üyesi gibi o da tutuklanır ve mahkemece on yıl ağır hapis cezasına mâhkum edilir. Cezaevinde iken, ileride İslâmî literatürde önemli bir yeri olacak Kur’ an tefsiri Fi zilâl-il-Kur’an’  ı ve siyâsi ve fikrî görüşlerinin  manifestosu olan Yoldaki İşaretler` i yazar.

Seyyid Kutub 1968’ de serbest bıraklıdıysa da, 1965’ de yeniden yine darbe girişimi iddiasıyla tutuklanır. Mahkeme 22 Ağustos 1966’ da kendisini idama mâhkum edecek ve hüküm 29 Ağustos 1967’ de infaz edilecektir.

Yüzüne karşı okunan idam hükmüne Kutup :

“ Eğer Allah kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk‘ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.” cümleleriyle cevap veririr.

Nâsır ülke dış politikasını ABD ekseninden çıkararak, Sovyetler Birliği rotasına yerleştirir ve Sovyet politbürosundan esinlenerek yönetimine yeni bir format verir. Bu modelin adı da Baas Partisidir.

Ülkede o kadar despot bir yönetim vardır ki Arap dünyasını ukluslararası musıkî camiasında temsil eden büyük ses Ümmü Gülsüm’ ün, içinde “ Sabrın da bir sınırı var “ sözleri geçen şarkısı dahi, rejim açısından tehlike arzettiği gerekçesiyle yasaklanır.

Nâsır’ ın demir yumrukla yönettiği ülkede 1967’ yılına kadar gelinmiş, o yıl Süveyş Kanalı’ nı İsrail gemilerine kapatılması  sebebiyle ilişkileri gerilen İsrail ile Mısır arasında “Altı Gün Savaşı“ olarak isimlendirilecek büyük bir savaş yaşanır.

Bu savaşla birlikte Mısır Hava Kuvvetleri İsrail tarafından tamamen imha edilir.

28 Eylül 1970 günü Nâsır ölür ve devlet başkanı olarak yerine parti hiyerarşisi gereği yardımcısı Enver Sedat getirilir.

Askerî harcamalar devasa büyümüş, nüfus hızla artmış, halkın geçim düzeyi yaşanan savaş ve adaletsiz gelir dağılımlarıyla iyiden iyiye bozulmuştur. Kısacası, Enver Sedat devlet başkanlığına geçtiğinde Nâsır’ dan çok ağır bir miras devralmıştır.

Enver Sedat işe başlar başlamaz, ülkede Genel Af ilân eder. Bu af işe birlikte binlerce Müslüman Kardeşler lider ve  taraftarı da özgürlüklerine kavuşurlar.

Sedat, ülkesini Sovyetler Birliği etki alanından çıkararak ABD’ ye yanaşır .

17 Nisan 1971’ de Mısır-Suriye ve Libya’ nın bir araya gelmesi ile kurulan Arap Cumhuriyetleri Birliği 6 Ekim 1973’ te İsrail’ e saldırdı ve geçici bir zafer kazandılarsa da, daha sonra izlediği strateji sebebiyle bölgede dengenin İsrail lehine kuvvet bulmasına sebep olur.

17 Eylül 1978 günü Camp David’ de İsrail ile imzaladığı barış sözleşmesi ve bunun sonrasında 26 Mart 1979’ da Washington’ da nihai bir barış anlaşmasına attığı imza sebebiyle Arap halkları, özellikle de Filistinliler nezdinde şiddetli tepkilere muhatap olur ve İsrail lehine bir statükonun oluşmasına yardım eder. Onun bu eylemleri sonucu Mısır’ ın Arap Dünyası nezdindeki liderliğini iyiden iyiye tartışılır hale getirir.

Enver Sedat, 6 Ekim 1981’ de yapılan askeri geçit töreninde bir yüzbaşı tarafından gerçekleştirilen suikast ile öldürülür. Yerine, onun altı senedir yardımcılığını yapan Hüsnü Mübarek  devlet başkanlığı görevine getirilir. Enver Sedat suikastına katıldıkları iddiasıyla ülkede 5000 civarında insan tutuklanaran cezaevlerine konur.

Hüsnü Mübarek,  başkanlığı yıllarında selefi Sedat’ ın ülke içi ve dışındaki politikalarını daha da  katı bir şekilde devam ettirecektir.

1985 yılı Şubat ayında aldıkları ücretten memnun olmayan polisler ayaklanır. Bu ayaklanma 107 kişinin öldürülmesiyle kanlı bir şekilde bastırılır.

12 Nisan 2008’ de, tam 31 yıl önceki “ Ekmek isyanı “ aynı gerekçelerle yeniden yaşanacaktır.

Tahıl ihtiyacının çoğunu dışalım ile karşılayan  84 milyon nüfuslu Mısır’ da , un sıkıntısı sebebiyle halkın Şubat 2008’ den bu yana kuyruklarda ekmek almak için bekliyordu.

Bu kuyruklarda  en az 11 kişinin öldüğünü öne süren Mısır halkı yönetime yine isyan ediyordu. Bu isyanda halk ile polis arasında çıkan çatışmada 2 kişi ölüyor ve 100’ den fazla kişi yaralanıyordu.

Mübarek, daha isyanın ilk günlerinde bir daha aday olmayacağını, ancak yeni döneme geçiş için Eylül ayına kadar süre istemesine rağmen Mısır halkı bunu kabul etmiyor ve gidene kadar sokaklardan çekilmeyeceğini söylüyor.

Her ne kadar ABD onun gitmesini istiyorsa da, bölgede himaye ettiği İsrail’ in güvenliği açısından,  eski yönetim anlayışını sürdürecek, özellikle Mısır’ ın İsrail ile müttefikliğini sürdürecek yeni bir yüzün Devlet Başkanlığına getirilmesini ve onun paralelinde bir hükümet kurulmasını gerektirecek siyasi manevralara girişiyor.

ABD, onun Ortadoğu’ daki görüntüsü İsrail ve AB ülkelerinin bugün en büyük korkuları, Müslüman Kardeşler zihniyetini taşıyan bir yönetimin, kendi çıkarlarını nasıl hasâra uğratacağını gayet iyi bilmektedirler.

Hatta Mübarek, isyanın başladığı günlerde Mısır halkına :

“ Beni istemediğinizi söylüyorsunuz, ancak ben gidersem benim yerime Müslüman Kardeşler’ in geleceğini biliyormusunuz ? “

sözleri, bu korkunun en belirgin göstergesidir.

Nüfusunun yüzde 20 ’sinin günde 2 dolar’ ın altında bir gelirle yaşamaya çalıştığı, gıda  kuyruklarının günden güne arttığı, 10 Milyon kişinin “ mezar ev “  olarak isimlendirildiği izbelerde yaşayan Mısır’ da artık cin şişeden çıkmış durumda. Halk kararlı bir şekilde  Hüsnü Mübârek’ e yeter artık, çek-git diyor.

Mısır’ daki isyan hareketin en ana damarını teşkil eden Müslüman Kardeşler 2005 yılında yapılan Genel Seçim’ de parlamentoya 88 kişi gönderirken, geçtiğimiz yılki seçimlerin ikinci turunda yaptığı seçim boykotu, herhalde gelecek olanbu günleri sezmesinden kaynaklanıyordu.

Nitekim bu gün Tahrir Meydanı’ ndaki kitleleri hareketlendiren ve sayısal olarak bu isyanın ağırlık merkezini, liderleri ortada gözükmeseler de Müslman Kardeşler’ in yaptığı biliniyor.

Bugünkü politikaları da Hüsnü Mübarek gitmeden, bu konudaki siyasi tavırlarını ortaya koymayacaklarını söylüyorlar. Bu tutumlarını da gerek ülke, gerekse dünya kamuoyuna yeni bir İran imajı vermemek açısından yaptıkları ortada.

Netice itibariyle, istese de istemese de Hüsnü Mübârek’ in günleri sayılı. Devlet Başkanlığı sıfatı kalmayıp, üstelik bir de “ hain “ sıfatı tescil edildiğinde, Mısır’ da kurulacak koalisyonun en kuvvetli kısmını Müslüman Kardeşler teşkil edecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s