“  Bir Muhte…

Kenar

“  Bir Muhteşem şair; fakat onun ötesinde mükemmel bir kişilik  “

    MEHMED ÂKİF ERSOY (1873-1936)

 

Yeryüzündeki bütün milletler topluluğunun tarihindeki “millî şairler“ in tamamını, özellikle ülkelerinin buhran ve tehlike içinde olduğu dönemlerde  önemli misyon üstlendiklerini görüyoruz.

Fransa’ nın Victor Hügo’ su, Norveç’ in Henrik Wergeland’ı, Pakistan’ ın, Muhammed İkbâl’ i, Kazaklar’ ın Şahanov’u, Şili’ nin Pablo Neruda’ sı, Polonya’nın Adam Mickiewiz’  bu konuda ilk akla gelen isimler…

Türkiyemiz’ in ise bu alanda kuşkusuz ve itirazsız tek ismi “İstiklâl Marşı“ şairimiz Mehmed Âkif ERSOY’ dur.

Onun edebî kişiliği ve şairliği hakkında  çok şeyler yazılıp söylendi. Özellikle  kabul edilişinin 91.yılının kutlandığı şu günlerde (12Mart) yine bir çok şey daha yazılıp, söylenecek…

Âkif’ in şiirlerine şöylesine bakmak bile , O’ nun  gerek vatanseverliği ve gerekse inançları bütün ayrıntısı ve inceliğiyle ortaya koymaktadır.

Oysa bütün bu değerlerin arka plânında O’ nun ne kadar ilginç ve değerli bir kimlik ve kişilik taşıdığı ortaya çıkmaktadır.

63 yıllık hayatına baktığımızda, bütün ömrünce örnek bir Müslüman  kişilik olarak yaşayıp, aksiyon ve reaksiyonlarında hep İslâm’ ın hükümlerine uygun tavır aldığını tesbit ediyoruz

Yakın arkadaşı Mithat Cemal KUNTAY, O’ nun sağlam karakterini şu veciz cümlelerle ne güzel anlatıyor :

“ Akif’in kuru hayatında maddî tek bir tat yoktu. Karakterinin katılığı ile hayatının kuruluğu birleşti; her hazdan mahrumiyeti, bu dünyevî çıplaklık onu mermerleştirdi; heykel adam dininin ve vatanının huzurunda, donmuş bir dalganın vecdi içinde, kaskatı yaşadı, öldü: Vatan ve din imanı. Bütün büyük duygular gibi bu iki iman cinnetti. Bunda hesap, mantık, zekâ yoktu. Bu, makul değildi; güzeldi. Çünkü imandı. Akif terennümün değil, çığlığın virtüozudur…”  1

Hakkı Süha (GEZGİN) Âkif’ in ölümünden sonra şunları yazacaktı:

 ( O’ nun ) kudretine hiç imrenmedim. Çünkü bu, bence meselâ kanatsız

  uçmak kadar büyük bir olmaz olmazdı. Fakat insanlığına yaklaşmak isteği, ömrümün her çağında bir ideal olarak  yaşayacaktır…”  2

Yine aynı günlerde eski İttihatçılardan Tanin Gazetesi Başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın  (1875-1957) kendi ifadesiyle “ Âkif’ le fikir, duygu ve düşünce  yönünde bir birleri ile zıt kişilikte olmalarına rağmen “ şunları söyleyebiliyordu :

Akif, kanaatinin, itikadının, vicdanının adamı oldu ve böyle bir adam olarak öldü. Onun içindir ki tabutunun önünde eğilmek bizlere bir borç olmuştur. Akif sevilmeyebilir. Fakat hürmetle yâd olunmak bir vazifedir…”

Âkif’ in en karakteristik özelliği ise : “ Parayı bilmiyordu. (Bu mefhumu, sade. Umumî Harpte biraz heceledi; fakat sökemedi.) İnsanların, ekseriya çirkin oldukları para meselelerinde Akif çok güzeldi…”  3

Para’ ya hiç itibar etmediğinin sınavını yazdığı “ İstiklâl Marşı “ şiirine konulan 500 liralık ödül ile kendisine sipariş verilen “ Kur’an Meali ” için takdir edilen 4.000 lira ücret konusunda sergilediği tavırlarda bütün açıklığıyla görüyoruz.

Meselâ  ;

“ …1920 yılı sonlarında Genel Kurmay Başkanı ve Garp Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey  ( İnönü ) Maarif Veklili ( Millî Eğitim Bakanı ) Dr. Rıza Nur’ a başvurarak :

‘ Millî heyecanı koruyacak, millî azim ve imanı mânen besleyecek, zinde tutacak, MARSEİLLASE (Marseyyez- Fransız millî marşı ) örneğinde bir millî marşın hazırlanmasını ‘  teklif eder.

Teklif MEB tarafından benimsendi ve millî marş yarışmasının açıldığı bir genelge ile bütün ülkedeki okulllara duyuruldu. 7 Kasım 1920 tarihli HÂKİMİYET-İ MİLLİYE gazetesinde yayaınlanan bir duyuru ile de yarışma, ‘ Türk şairlerinin nazar-ı dikkatine ‘  sunuldu…

Yarışmaya gelen eserler 23 Aralık 1920 tarihinde bir edebî hey’et tarafından değerlendirilecek ve birinci gelen esere 500 lira (günümüz değerlerine göre 500.000 TL.) ödül verilecekti…”  4

Netice’ de yarışmaya 724 şiir teslim edilecekti. Teslim edilen şiirler arasında o sıralarda Burdur Milletvekili olarak TBMM’ de bulunan Mehmed Âkif Bey’ e ait bir şiirin bulunmadığı Dönemin MEB Hamdullah Suphi Bey ( TANRIÖVER) ce farkedilecektir.

Bunca şiir arasında milî marş olarak kabul edilebilecek nitelikte bir şiiri de göremeyen Hamdullah Suphi Bey, yaptığı araştırmada  Âkif Bey’ in para ödülü olduğu için yarışmaya katılmadığını  öğrenir. H. Suphi Bey, M.Akif Bey’ in yakın arkadaşı Hasan Basri Bey ( ÇANTAY ) ile temas kurar ve kendisini marş yazmaya ikna eder.

M.Âkif Bey 48 saatlik bir zaman içinde yazdığı şiir bilindiği gibi  1 Mart 1921 günü TBMM’ nde Hamdullah Suphi Bey tarafından arka arkaya tam dört kere okunup, coşku ve alkışlarla dinlenir, 12 Mart günü öğleden sonra yapılan oturumla TBMM’ nce oybirliği ile kabul edilir.

 

Marş için konulan ödülü Âkif Bey herhangi bir sürtüşme ve polemik konusu olmaması açısından alır ; ancak hiç vakit geçirmeden tamamını , yoksul Müslüman kadın ve çocuklarına iş öğreterek, onları yoksulluktan kurtarmak amacıyla kurulmuş bulunan “DÂRÜLMESÂİ “ adlı derneğe bağışlar.

İşin ilginç tarafı, Âkif Bey şiirinin kabul edildiği gün Meclis’ e gelirken cebinde belki de 5 kuruşu yoktur ve Zonguldak meb’ usu (milletvekili) Hayri Bey’ den 2 lira borç alacaktır.

Hatta ; “…o günlerde maddî bakımdan bir hayli sıkıntıdaydı; palto alacak parası olmadığı için kışları ceketle geziyordu. Çok soğuk günlerde Meclis’ e giderken paltosunu ödünç aldığı Baytar Şefik (Kolaylı) Bey bir gün “Âkif Bey, şu ödülü reddetmeyip de bir palto alsaydınız daha iyi olmaz mıydı?” deyince öfkeden kıpkırmızı kesilmiş, çok sevdiği bu dostuyla tam iki ay konuşmamıştı…”   5

İnsan, o gün yaşananlarla, bu gün yaşananları kıyasladığında iki nesil, daha doğrusu iki Meclis’ in arasında hiçbir benzerlik ve beraberlik göremiyor.

 O dönemde Mehmed Akif Bey, meclisin bir  milletvekili olarak sırtına giyecek paltosu ve cebinde harçlığı yok iken emeğinin karşılığı olarak bir servet  niteliğinde  ortaya konan ödülü elinin tersi ile itebilirken, günümüz Parlamentosunun üyeleri, memleketin ücretli ve emeklilerine yıllık zam olarak yüzde ikiler, dörtler oranında zammı lütfederlerken, kendilerinin emeklilik maaşlarına yüzde yüze yakın oranlarda zammı reva görebilmekteler. Bu zam oranının kanunu Cumhurbaşkanınca veto edildiğinde ise, yüzde kırkbeş’ e çekilerek sözüm ona kamuoyu tepkisini absorve ettiklerini zannetmektedirler.

Nereden nereye gelmişiz; ibretâmiz bir durum..

Aradan yıllar geçer, 21 Şubat 1925  tarihinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın teklifi ile, TBMM, Kur’ an-ı Kerim’ in Türkçe meali, tefsiri ve Peygamberimiz ( s.a.v.) in hadislerinin Türkçeleştirilmelerine ilişkin karar alır.

Tefsir işlemi Elmalılı Hamdi Efendi’ ye verilir, Türkçe meal hazırlanması işinin ise Mehmet Âkif Bey’ e verilmesine karar verilir. Karşılığında her ikisine de hizmeti bitirdiklerinde 6.000’ er lira ödenecektir. Ancak kendisi buna hemen evet demez. Kendisini ikna etmek için, resmen o sıralar Diyanet İşleri’ nde Başkan Yardımcısı konumunda olan Ahmet Hamdi Bey (AKSEKİLİ) görevlendirirlir.

Ahmet Hamdi Bey’ in uzunca bir zaman ısrarlı takibi sonucunda Âkif Bey Kur’ an’ ın manzum mealini yazmaya ikna edilir.

Âkif Bey, 1926 ve 1928 yılları arasında şiir dahil bütün çalışmalarını bir yana bırakır ve bütün gücüyle Kur’ an meali çalışmasına odaklanır.

Yazdıklarını da parça parça Mısır’ dan İstanbul’ a göndermeye başlar. Ancak, tek parti rejiminin o günlerde dinde reform amaçlı aldığı karar ve uygulamalardan duyduğu rahatsızlık ve kendi mealinin de bu doğrultuda kullanılacağı kuşkusu ile, 50 sayfaya kadar ulaşan tercüme notlarını, üzerinde düzeltme yapmak gerekçesiyle kendisine gönderilmesini ister.

Kendisine geri gönderilen notlarının üzerinden hayli zaman geçmesine rağmen Âkif Bey’ den herhangi bir ses çıkmaması üzerine, Devlet’in üst kademesinin zorlamasıyla Diyanet İşleri Reisliği yeniden peşine düşer; ancak bu konudaki kararını değiştirmez ve  1932 yılında yaptığı mukaveleyi fesheder.

Başlangıçta aldığı 1000 lira avansı iade eder. Daha sonra kendisine tercümeyi verdiğinde alacağı meblağın önce 10.000 lira, daha sonra da 20.000 lira’ ya çıkarılacağına dair vaadlere de itibar etmez ve tercümeleri kendisinin ölümünden sonra yakılmasını vasiyet ederek, Mısır’ daki samimi arkadaşı Yozgatlı MEHMED İHSAN EFENDİ’ ye teslim eder…

Ya işte M.A. ERSOY böylesine bir ahlâk abidesidir; Nûr içinde yatsın…

 

D İ P N O T L A R                                                                                                              :

 

1 İsa KOCAKAPLAN, “ İstiklâl Marşımız ve Mehmet  Âkif Ersoy “, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2005, s. 88

2  “ Üstâd Âkif’ in Hayatı Daha Büyük Bir Şiirdir…” , Millî Gazete,  30 Aralık 2006

3 Mithat Cemal KUNTAY, “ Mehmet Âkif : Hayatı, Seciyesi, Sanatı “ T.İş Bankası Yayınları, Ankara, 1986

4 İsa KOCAKAPLAN,  “ a.g.e” s. 16

5 Beşir AYVAZOĞLU, “ İstiklâl Marşı Kaç Günde Yazıldı? ”, ZAMAN, 15.Mart 2012

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s