BIRAKIN AHIR YAPILMASINI CHP BİR TARİHTE CAMİLERİ RESİM GALERİSİNE DÖNÜŞTÜRMEYİ BİLE AKLINA KOYMUŞTU …

Standart

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan, Tek parti (CHP) döneminde kapatılan ya da ahıra çevrilen camiler olduğunu söylemiş, bu iddiaya karşılık CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, İsmet İnönü döneminde camilerin ahır olarak kullanıldığını, ancak “Kışla, yer yok. Nereye bırakacağız bunları? Bu askerlerimize nerede bakacağız? “şeklinde evlere şenlik bir gerekçe ile karşılık vermişti.
Yine bir CHP yöneticisi Akif Hamza Çebi’nin; “İbadete açık olan hiçbir cami kapatılmamıştır” sözü ise, bu söylemin aksine tarihte yaşananlar karşısında anlamsızlaştığı kadar, komik de oluyor.
Ana muhalefet partisi Genel Başkanının bu mesnetsiz savunması bile zımnî bir itirafı bütün vahametiyle ortaya koyuyor.
Zira 5 Haziran 1935 tarihinde yürürlüğe giren “2762 sayılı Vakıflar Kanunu” ile camilerin kamulaştırılarak satılmasının önü açılır. Böylece Türkiye genelinde 950 civarında cami ve mescid özel ya da tüzel şahıslara satılır.
Satış suretiyle ibadete kapatılan camiler, uzun yıllar boyunca samanlık, depo ve askerî sevkiyatlarda kullanılan atların barınma mekânı olarak kullanılacaktır.
Türkiye’nin demokratik sisteme adım atmasından sonra kıtlık o zamandaki onca yoksulluk ve maddi imkânsızlığa rağmen bir araya gelen mümin vatandaşlar, 3. şahıslara satılan camilerden bir kısmını tekrar satın alarak, mabet vasfına dönüştürür.
Değil camilerin ahır yapılması özelinde, İslâm genelinde Cumhuriyet’ in erken yıllarında kotarılan Türkçe ezan, Türkçe Kur’an ve Türkçe ibadet öngören benzeri projelerde maalesef Kılıçdaroğlu’ nun partisini mahcup edecek bir yığın olumsuz birikim var gözler önünde.
“…Halk Partisi diktatörlük devrinde Bulgaristan’da , “Bizans Eserlerini İhya” başlığı altında bir kongre toplanır. Bu kongreye Hıristiyan dünyasının her tarafından murahhaslar, misyonerler katılır. Türkiye’den de Halk Partisi’nden bir milletvekili gönderilir. Orada alınan kararlardan biri de Ayasofya’ nın camilikten çıkarılıp müze yapılması ve Bizans resimlerinin, putlarının meydana çıkarılmasıdır.
Nitekim öyle de yapılır. Bazı camiler kokmuş deri deposu, yahut dans salonu yapılırken, bazıları da Ermenilere ve Yahudilere kiraya verilirken, bazı minareler de bir gece içinde yerle yeksan edilirken, Ayasofya minarelerinde de ezanlar susturulur…” 1
Aslında önümüzdeki bir “Ayasofya“ örneği bile “Tek Parti“ rejiminin cami politikasını tek başına anlatmaya yeter de artar bile.
O Ayasofya ki önce fethin, daha sonra da “Müslüman-İstanbul” un takriben 500 yıllık bir zaman içinde simgesi idi. Fatih , fetihten 3 gün sonra orada ilk Cuma namazını kılmış ve bu mabedin camiye çevrilmesini emretmiş, değişim sağlandıktan sonra tesis ettiği vakfiye senedini, bu vakfın hükümlerini kim ki değiştirir ya da yokederse ;
“Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerlerine olsun. ebediyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun.
Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.”…” sözleri ile bağlamıştır.
Ancak daha 1931 senesinde Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Bizans Enstitüsü adına, Thomas Wittemore, Camiin mozaiklerini temizlemek ve tamir etmek için Türkiye Cumhuriyeti yönetiminden müsaade ister ve kendisine istediği izin verilir. 1932 de çalışmalar başlatıldı ve Ayasofya’nın Osmanlı döneminde gizlenmiş olan mozaik resimler ortaya çıkarılmıştı. Bu süreç sonunda :
“…1934 ortalarında Maarif Vekaletine, Abidin Özmen getirilmişti. (9.7.1934). Vekil İstanbul’a gelmiş, teftişleri sırasında Ayasofya’yı da gezmiş, çalışmalar ve mozaikleri incelemiş, Camiin mabet dışındaki kısımlarının perişanlığını (4) görmüş ve bu yerlerin ihya edilip bir müze halinde halka açılmasının faydalı olacağını düşünerek fikrini Atatürk’e açmıştır. Atatürk, konunun bir uzman heyet’ ce incelenmesini emretmiş, Abidin Özmen, İstanbul Müzeleri Müdürü Aziz Ogan başkanlığında sekiz dokuz kişilik bir komisyon kurup konuyu havale etmişti. Heyette Tahsin Öz, Efdalettin Bey, Prof. Osman Ferid, Alman Prof. Erckhard-Ungar gibi uzman isimler vardır.
Komisyon ekim sonunda raporunu takdim etmiştir. Tavsiyeler şudur:
1- Müze olması için Wittemore’un çalışmaları bitmelidir
2- Bu arada diş kısımlar, kapı ve pencereler tamir edilmeli, son cemaat mahalli teşhir edilecek hale getirilmeli.
3- Binayı ihata etmiş kahve, sundurma, köhne ahşap bina, dükkân, kulübeler yıkılmalıdır.
4- Cami’ye bitişik “Kimsesizler Yurdu” yıkılmalıdır.
5- Avlu tanzim edilerek açık müze yapılmalıdır.
6- Camiin ibadet kısmı İBADETE KAPATILMALI buraya BİZANS ESERLERİ konularak BİZANS MÜZESİ yapılmalıdır.
7- Ayasofya’nın asırlarca Osmanlı eseri haline getirilmiş olduğu da göz önüne alınarak, Camiin uygun bir yerinde Türk eserleri de teşhir edilmelidir…” 2
Vakfiyedeki hükümler dönemin hükümetince hiç de kaale alınmaksızın 1934 senesinde Ayasofya ibadete kapatılmış ve 1 Şubat 1935’ ten itibaren yaklaşık 80 senedir müze olarak kullanılmaktadır.
İbadete kapatıldıktan sonra da Ayasofya’ nın duvarlarındaki Allah (c.c.), Muhammed ( s.a.v.) ve Hulefa-i Râşid’ ( r.a.) in isimlerinin yazılı olduğu sanatlı levhalarda indirilmiş ve mâbedin bir köşesinde çürümeye terkedilir. Cami olarak ibadete kapatılıp, müzeye dönüştürülen mabette, 1967 senesinin Temmuz ayında Papa 6. Paul Türkiye ziyaretinde önce Efes’ e gider, kendi inancına göre orada “hacı” olduktan sonra İstanbul’ gelir. Yanında dönemin dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil olduğu halde Ayasofya’ yı ziyaret eder.
Cami’ nin içini gezerlerken bir ara Papa emrivaki yaparak önce “istavroz” çıkarır, ibadetini tamamlar ve sonra da yere kapanıp zemini öper.
Papa’ nın bu hareketi Ayasofya’ yı halen bir kilise olarak varsaydığının bir göstergesidir.
Bununla da kalmaz; 1995 yılında başlatılan restorasyon çalışmaları büyük ölçüde bitirilmesine rağmen, onarım çalışmaları halen devam etmektedir. İşin acı tarafı, mabedin kilise dönemindeki ikonalarına varıncaya kadar, camilik vasfı inkâr edilerek kilise şekline dönüştürülmesidir.

Ayasofya (gravür)
O kadar ki, ahır yapılmak bir yana, 15 Kasım 1935`te 2845 sayı ile “Cami ve Mescitlerin Tasnifine ve Tasnif Harici Kalacak Cami ve Mescit Hademesine Verilecek Muhasasat (maaş, ödenek) Hakkında “ özel bir kanun çıkarılır.
Bu kanunun en önemli hususlarından biri de ; “Tasnif harici tutulan cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır” hükmü idi.
Anılan kanun uyarınca 1900′den fazla cami ya kapatılmış, ya da, Bar, ahır, CHP binası vb. amaçlarda kullanılmış ya da yıkılmıştır.

Satışa çıkarılan mescitlerden biri de İstanbul Anadolu yakasındaki Göksu Mescidi (Mihri Şah Mescidi) idi. Bir süre parti binası olarak kullanılan mescidin tepesine altı ok konulmuştu.
Sirkeci Garı’nın ana kapı girişine göre sağ tarafında bulunan ve Merzifonlu Maktul Mustafa Paşa (1634–25 Aralık 1683) tarafından inşa ettirilmiş olan Vezir Camii bu uygulamalara ilişkin en ibretlik örneklerden biridir.
“ 1927 yılında kiraya verilen tarihi Merzifonlu camisi, sonraki yıllarda ibadet etme özelliğini kaybetmiş. Ve camiyi elinde tutan şahıslar önce minaresini yıkmışlar ve daha sonra da sazevi-pavyon olarak kullanılmış. 1980’li yıllarda zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı ziyaret eden çevre esnafları tarihi caminin yeniden yaptırılması ricasında bulunmuşlar. Turgut Özel, Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’a cami arsasının temizlenerek yeniden aslına uygun olarak yapılması görevini verdi. Ve Merzifonlu camisi Osmanlı mimari tarzında yenilenmiş hali ile yapıldı… ” 3
O dönemde, Beyoğlu Ayaz Paşa Camiinin kapatılıp bir süre yanındaki Park Otel’de müzik ve eğlence programı yapan kişilere, “gardrop” hizmeti verdiği, Adapazarı’ nın Salko Camii’nin “Bando Takımı” na, Aziziye Camii ise “Halk Oyunları Merkezi” ne tahsis olunduğu, dönemi yaşayan tanıklarca anlatılmaktadır.
“ Mimar Sinan’ın yaptığı dünyada eşi ve benzeri bulunmaz bir eser olan Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii’ ni, diğer adıyla “Kuşkonmaz Camii’ ni” viran edip, sonra da yerini arsa göstermeye teşebbüs edip satılığa çıkaran kimdi?…
…Bahçekapı’ da Hidayet Camii Türk Ticaret Bankası’nın kokmuş deri deposu yapılmıştır.
Mercan’da Sultan Hanım’ın Samani Sani Camii Yahudilere kiraya verilip fabrika yapılmıştır.
Cerrahpaşa’daki Şemseddin Molla Camii’nin tabanları söktürülerek odun deposu yaptırılmıştır.
Tahtakale’deki Saması Evvel Camii paçavra deposu, Şehzadebaşı’ndaki minaresinin dünyada emsali olmayan Burmalı Mescit marangozhane yaptırılmış, Göksu Kasrı karşısında Sultan Aziz Camii dans salonu hâline getirilmiştir. Balat’ta Muhyiddin Hamamî Camii demirci ocağı, Çarşıkapı’ daki Piri Camii kalıpçı Isfahan’a kiraya verilmiştir…” 4
Türkiye genelinde satılan, ya da kiraya verilen camilerin kayıtları başta Vakıflar Genel Müdürlüğü olmak üzere , diğer devlet kuumlarının arşivlerindedir. Ayrıca bulundukları İl veya ilçe de o dönemde yayımlanan yerel gazetelerin arşivlerinde yapılacak çalışmada, o gazetelerde çıkan satış ya da kiralama ilânlarından da bu süreç rahatlıkla izlenebilir.
Meselâ Antakya’ da satılacak camilerin listesi ve bedelleri,0 yörenin mahalli bir gazetesindeki ilânda şöyle belirtilmiş :
“…Kurmalı mescit 120 lira, Kantara camii 50 lira, Şeyh Mehmet camii 50 lira, Tüveyr Oğlu Mescidi 100 lira, Şeyh Kubbe tekkesi 100 lira, Sofular camii 50 lira, Halil Ağa mescidi 20 lira, Sadık efendi mescidi 100 lira, Şeyh Ali camii 60 lira ve Halebi Osmaniye camii 400 lira…” 5
Tek parti rejiminin Türkiye’ yi demir yumrukla yönettiği dönemde camilere yukarıda anlatılan uygulamaların tamamı anlatılsa sanırım devâsa yüzlerce sayfalık bir kitap ortaya çıkar.
Ancak o dönemde ülkemizin en nâdide mâbetlerinden biri olan Sultanahmet Camii hakkında alınan karar, Allah’ a şükürler olsun ki dönemin hassas bir mimarının karşı çıkması sonucu proje safhasından eyleme geçilemeden sonuçsuz kalmıştır.
Cemal Reşit Rey’ in anlattığına göre :
“…1926 Ağustosunda maarif vekili [Mustafa] Necati Bey bir Sanayi-i Nefise [Güzel Sanatlar] Encümeni toplanmıştı. Bu encümene beni de davet etti. İşte o encümende alınan kararla mekteplerden alaturka müzik tedrisatı kaldırıldı. Böyle isabetli kararların yanında fazla cüretkâranelerinin de alınmasına ramak kaldığına şahit oldum. Bu encümenimizin reisi rahmetli Namık İsmail [Yeğenoğlu] ile rahmetli Çallı İbrahim, Necati Beye bir dilekçe sundular. Bu dilekçede ressamların eserlerini teşhir edecek bir galeriden mahrum bulunduğu belirtiliyor ve hükümetten bu iş için bir mahal isteniyordu. İstenilen mahal neydi biliyor musunuz? Sultanahmet Camii. Ancak ilave ediliyordu ki, camide yukarıdan gelen ışığın az oluşu resimlerin en iyi şerait altında teşhirine mani idi. Bunun için kubbede delikler açılması teklif edilmişti. Necati Bey muvakafatini vermek üzere iken, rahmetli Mimar Kemalettin Beyin pürhiddet yerinden kalkarak söylediği sözlerden sonra bu karardan vazgeçildi… [Anlatan: Cemil Reşit Rey] “ 6
Bu anekdotu ilk okuduğumda âdeta derilerimin kerpetenle çekildiği hissine kapılmıştım. Bir milletin mabedine karşı düşünülen böylesine bir ihanet, böyle bir talep, herhalde dünyanın en ilkel toplumları içinde bile yaşanmamıştır. Bu zihniyet Moğollar’ ın 13.yüzyılda yeryüzünde yaptığı kıyımlarla belki ancak kıyaslanabilir. Buna “vandalist” lik bile diyemezsiniz. Çünkü Vandalizm ( * )’ in bile bir ahlâkı vardır. Bu Osmanlı’ya karşı duyulan kin ve nefretin somutlaşmış bir göstergesidir.
Adına utanmadan Sanayi-i Nefîse (Güzel Sanatlar) verdikleri bir komisyon toplanacak ve İstanbul’un en önemli simgelerinden biri olan , Bizans’ın abidesi Ayasofya’ nın tam karşısında ona meydan okurcasına inşa edilmiş ve ve Osmanlı Devleti’ nin haşmet, zarâfet, ihtişam ve inceliğini taşıyan bir büyük abidenin kubbesini delmeye karar alacaklar. Burada dikkati çeken husus neden Ayasofya değil de illâ Sultanahmet. Tabii ki ahlâken Ayasofya’ ya da bu ihanet reva değildi. Ancak bu anlamsız uygulama için bir mabet tercih edilirken, onun Bizans yapımı değil de, Osmanlı’ nın inşa ettiği bir mekân olması peşin hükümlülüğün somut bir göstergesidir.
Yani ressamların kendilerine göre “nü”,”natürmort” ve “peyzaj”ları kadar hükmü yoktu Sultanahmet’ in. Yok , aslında niyet ;“üzüm yemek değil;bağcı dövmek” ti.

Sultanahmet Camii
Netice itibariyle geçmişte bu ülkenin mabetlerine ve de kültür değerlerine karşı o dönemin hükümetlerinin hasmâne bir şekilde sergilediği eylemlerin faturası da, o hükümetleri meydana getiren partiye çıkarılması kaçınılmaz olacaktı.
Sayın Kılıçdaroğlu’ nun bu konuda “inkâr” politikasından ziyâde “özür” politikası izlemesi, bundan sonraki zamanlarda kendisine avantaj sağlayacaktır sanıyorum.

D İ P N O T L A R :
1 Fahri GÜVEN, Fener Patriği Ayasofya’nın kilise olmasını ne zaman isteyecek?, Millî Gazete, 29 Nisan 2012
2 http://www.ayasofya.org
3 Cezmi YURTSEVER, Merzifonlu Vakıf Camisinin Fuhuş Yeri Yapılması, gayriresmiyakintarih.wordpress.com
4 Eşref EDİB, CHP ve Din, Beyan Yayınları, İstanbul, 2005, s.269,273
5 Yenigün Gazetesi, 23 Temmuz 1940 , sayfa: 4
6 Mete TUNÇAY – Eleştirel Tarih Yazıları – Liberte Yay. S.159 dipnot. [Mete Tunçay’ın kaynağı: Atatürk Devrimleri İdeolojisinin Türk Müzik Kültürüne Doğrudan ve Dolaylı Etkileri (İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü yayınları, 1980) s. 142-145]

(*) VANDALİZM : Bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s