Bir TARIK BUĞRA Geldi Geçti Bu Ülke’ den.. ‘ Doğumunun 100. Yılında…’

Standart

Türk Edebiyat, Basın ve Fikir dünyasının önemli isimlerinden, yakın tarihimize resmi tarih kalıpları dışından bakan bir ideal adamı olan Tarık Buğra’ nın dünyaya gelişinin 100. yılı olan 2018 senesi belli ki onun bütün yönleri ile çeşitli makale, kitap, konferans, Panel, seminer, sempozyum vb. etkinliklerle anlatılacağı günleri yaşatacaktır bizlere.

Her ne kadar onun doğum tarihi 2 Eylül 1918 ise ve sözünü ettiğim etkinlikler daha ziyade o ay içerisinde yoğunlaşacaksa da, geçtiğimiz günlerde Türk Edebiyatı Vakfı’nca düzenlenen bir programla bu konuda ilk start verildi.

İbrahim Öztürkçü’nün oturum yöneticiliği ile başlayan panelde Sayın BeşirAyvazoğlu ve akademisyenler Burcu Ebru Yılmaz ve Mehmet Samsakçı’ nın konuşmalarında Tarık Buğra’ yı çeşitli yönleri ve onunla ilgili anıları ile daha bir yakından tanıdık.

Aslında bir yazar olarak Tarık Buğra’yı ben 20’ li yaşlarıma ayak bastığım yıllarda tanıdım.

O güne kadar takriben 3-4 yıldır yakın milli tarihimizi öğrenim gördüğüm okullardakinden farklı olarak Necip Fâzıl Kısakürek’in “Abdülhamid Han “ kitabı,“Büyük Doğu” dergisindeki, “Yeni İstanbul” gazetesindeki yazıları konferans ve kitapları, Osman Yüksel Serdengeçti’ nin  “ Serdengeçti Dergisi “, “ Mâbetsiz Şehir”, “ Bu Millet Neden Ağlar ? “ Kemal Tahir’ in “ Devlet Ana “ “Yorgun savaşçı” , “Esir şehrin insanları” adlı romanlarından okumuş ve   “Kemalist “  ideolojinin ders kitapları ve diğer yayınlarda öne sürdüğü tezlerle örtüşmediğini hatta birbiri ile çeliştiğini fark etmiştim. Dolayısıyla bu bilgilerin doğruluk derecesi hakkında kafamızda yoğun bir soru işareti oluşmuştu.

Yanılmıyorsam sene 1969’ idi.Takriben 1961’den bu yana evimize Tercüman Gazetesi giriyordu.Zaten o yıllarda siyasi olarak en çok rağbet edilip okunan gazeteler  sol kesimde “ Cumhuriyet “, milliyetçi, muhafazakâr kesimde ise “ Tercüman “ idi. Bunun dışında boyalı basın olarak adlandırılan “ Hürriyet “ ,“Günaydın “ gibi gazeteler ise daha ziyade  kurulu düzen adına ve magazin ağırlıklı haber ve incir çekirdeğini doldurmayacak yazılara yer veriyordu.

İşte tam o günlerde Halka ve Olaylara TERCÜMAN’ ın, Ahmet Kabaklı, Rauf Tamer,Mukbil Özyörük, Ergun Göze, Reşat Ekrem Koçu, Murat Sertoğlu, Nazlı Ilıcak, Güneri Civaoğlu, Yavuz Donat isimli köşe yazarlarına Tarık Buğra adında yeni bir yazar daha ekleniyordu.

 1976 senesi ortalarına kadar gazetede Buğra’ nın MERHABA başlığı altında kesintisiz olarak yazacağı makalelerini ve büyük bir zevk ve dikkatle okuduk.

Buğra bu yazılarında çeşitli konulara temas etse de ağırlıklı olarak edebî,siyâsi ve sosyal meseleler üzerine kalem oynatmıştır.

Bu yazılarının ekseninde ağırlıklı olarak, ülkenin  sosyal ve siyâsi meseleleri yanında kültür ve sanata da yer ayırmıştır  ve yazılarını oluştururken de dikkate aldığı husus Türk-İslâm değerleridir.

Zaten bu vasfını da çeşitli zamanlarda hem yazılarında, hem verdiği röportaj ve sohbetlerinde de vurgulamıştır.

Meselâ; 1982 yılında YAĞMUR BEKLERKEN  romanı ile Kültür Bakanlığı ödülünü aldığında, eleştiri yazarı Fethi Naci’nin kendisi için kullanmış olduğu ‘İslami görüşe sahip ‘ ifadesine karşı şu cevabı veriyordu;

‘…Bana bu görüşün yoruluşunu gerçek bir iltifat sayarım. Keşke tam bir İslami görüşüm olsaydı! O zaman hiçbir romanımı küçümseyemem, eserlerim daha sağlam ve övüldüklerimden daha değerli bir yapı kazanırdı…”

Yine bu konuda POLİTİKA DIŞI isimli kitabında şunları yazacaktır :

“ İslâmî görüş şarttır. İslâm dünyasını, Müslüman toplumunu anlamak için…”

Ne var ki 7 seneye yakın bir zamandır Tercüman’ da devam eden bu mesaisine geçirdiği bir kalp krizi sebebiyle son verecekti.

Bundan sonra onun üreteceği gerek hikâye, gerek roman ve gerekse bunlardan meydana getirilecek tv dizilerini büyük bir dikkatle takip edecektim.

Onun yazılarını okuyup, tanımamızdan sonra, kendisinin Milliyet ve Yeni İstanbul, Yeni Gün ve Vatan gibi gazetelerde  köşe yazarlığı ve yöneticilik yaptığını ayrıca  birkaç yıl önce yazdığı Küçük Ağa ve Küçük Ağa Ankara’ da isimli edebiyat dünyamızda fenomen olmuş romanlarından haberdar oldum ve okudum.

Taner Timur’ un romana ideolojisi açısından pek sıcak bakmasa da zımnen bir gerçeği ifade ettiği gibi :

“ …Küçük Ağa romanı Ulusal Kurtuluş Savaşının Türk İslam sentezi çerçevesinde sergilenmesidir. Eserin kahramanı ve en sevimli gösterilen kişisi, özel anlarda İmam Gazali’nin İhya-ul Ul’um’ unu okuyan İstanbul’ lu Hoca’ dır…”

( Taner TİMUR, Osmanlı-Türk Romanında Tarih,Toplum ve Kimlik, İmge Kitabevi, İstanbul,2.baskı, Ağustos 2002, s.18)

Bilindiği gibi bu romanların devamı 1976 senesinde Firavun İmanı adıyla yayımlanacak ve 1983 senesinde yönetmen Yücel Çakmaklı tarafından TRT’ ye dizi film olarak çekilecek ve yurt genelinde büyük bir kitle tarafından beğenilerek izlenecektir.

Bu büyük yazar doğumunun 100. yıldönümü vesilesiyle 2018 senesi içinde akademi, basın ve televizyon ortamında bütün yönleri ile ele alınmalı ve onu sağlığında tanıyıp okuyamayan kuşaklara bütün yönleri ile tanıtılmalıdır.

Kabri nur; mekânı cennet olsun…

Salih Zeki Çavdaroğlu

 

Salih Zeki Çavdaroğlu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s