DEMEK Kİ …

Standart

Muammâ oldun artık hiç çözülmeyecek vüsatta karmaşık,

Var mıydın, yok muydun; masal mı, gerçek miydin ?

Bir cevap olmadın hiç gönlümün ısrar yüklü suallerine…

İmâların ile bulunduğun itiraflarına ise ben hiç itibâr etmedim;

Sarahât istemek anamın ak sütü kadar hakkım idi beni sevdiysen şâyet ?..

Bir fâsit daireye dönmüş, tekrarın tekrarı olmuştu yazışmalarımız,

Benim satırlar dolusu duygularıma sen sadece şükran bildirdin;

Tek kelime ya da cümlelik klişe teşekkür beyanlarıyla…

Demek ki fuzûli şâgil idim hayatında, belki de bir ayak bağı,

Demek ki ısrâr beni de senin kadar bizâr etmişti;

Demek ki aynı akortta değilse gönül tellerimiz,

Bitmeliydi bu senfoni demek ki…

 

18 Nisan 2016- Çengelköy

 

BELKİ DE …

Standart

Erişilmez yakınlıkları kovuyordu yalnızlığımız;

Erişilmiş uzaklılar içinde birlikteliğimizde.

Bir sırr-ı kâdimde tomarla dürülen alışkanlığımız,

Nice nedâmet dolusu yığınlar oldu hep elimizde…

***

Tecelli ederdi beklediğimiz o hayâl mevsimleri ,

Bir esinti girdabında bağrımıza bir bir dökülerek.

Zaman sarartacak özlemle baktığım soluk resimleri

Seneler içinde daha da çok yıpratacak öpülerek…

*** 

Gelmesin, ne çıkar bu fânî dünyada vuslat vakitleri;

Ukbânın sonsuzluğunda kalır murâd varoluşumuza.

Oyalasa da bizi ümidin o sabırsız gel-gitleri;

Müjdedir belki de ötelerde yeniden doğuşumuza …

 

 

17 Nisan 2016

SÜKÛT BİR AZAP

Standart

Suskunluk hasretin arefesidir;

Dağıtır sevdâyı, yıkar güveni.

Çığlığı haykıran vedâ sesidir,

Boşluğa savurur seni seveni…

***

Susarsan zan olur her bir düşüncem,

Bir belirsiz süreç başlar içimde.

Gündüzüm ansızın olur da gecem;

Karanlıklar dahi başka biçimde…

***

Söylenmeyen sevgi hep hebâ olur,

Havanda dövülen suyun misali.

Efsâneler bitip nihayet bulur;

Târümâr eyler hep o son visâli…

9 Nisan 2016

ÇANAKKALE  ASLÂ GEÇİLEMEYECEK !!!

Standart

 Çanakkale Şehidi dedem Piyade Er Kantarcızâde Ali oğlu Mehmed’ e ithafen…

 

 

Yüzyılların en zâlimi henüz on küsur yaşlarındaydı,

İhtiyar Dünyanın mezat pazarı leş arayışındaydı …

                                   ***

Emperyal canavar ne toprağa, ne de kana doyuyordu .

Yeryüzü haritasında bir yerleri haydutlar arsızca soyuyordu…

                                    ***

Azalan sömürü toprakları zâlime hiç yetmiyordu;

Osmanlı uhdesinde Ortadoğu iştahlar çekiyordu…

                                     ***

Meşrutiyet adıyla ülkeye taşeron bir dikta  gelmişti

Sultan Abdülhamit Han ise birkaç yıl önce hal edilmişti…

                                     ***

Ne kadar hain varda o ortamda coştular;

Ermenisi, Yahudisi, Rumuyla hıyanete koştular…

                                     ***

Selanik hıyanetin, ihanetin başşehiri olmuştu,

Şehir alabildiğine Siyonist localarla dolmuştu…

                                    ***

İttihat Terakki ütopyadan  bir alâmete  binmişti;

Kıyametin çok yakın olduğu o günlerde  bilinmişti…

                                    ***

Dünya Savaşı denen felâket kapımızı çalmıştı,

Bir mâcera uğruna Osmanlı bu furyaya dalmıştı…

                                    ***

Bu karar sonucunda Londra’ da itilafcı devletler ,

Çanakkale Boğazı’ nı delerek geçmeye ahdettiler…

                                   ***

Biliyorlardı ki Osmanlı bir yaşlı hasta adam idi;

Boğazdaki tahkimatı da istilaya engel değildi…

                                   ***

Üç Kasım’da mağrur Britanya başlattı ilk saldırıyı ;

 Düşmüyordu bir türlü Boğaz,  direniyordu bütün kıyı…

                                   ***

Zulmün  filoları denizin üstünde apışıp kalmıştı;

Sanayisi iflastı savaşın, iman nasibin almıştı..

                                   ***

Sırtında devasa  mermi Mehmed oğlu Seyyid Onbaşı’ nın;

Bekliyordu  inmeyi öfkesiyle  kalbine  donanmanın…

                                              ***

Kudurmuştu haçlılar, son darbeyi hayallerle seçtiler;

 Mart’ ın onsekizinde bu hayali yaşamaya  geçtiler…

                                              ***

Evdeki hesaplar  aynı sebeple uymamıştı  çarşıya;

 “İman dolu serhaddi“ ile geldiler karşı karşıya…

                                              ***

On altı harp gemisi ile düşman tabyaları dövüyordu

Çanakkale ateşlerin içinde yanarken ölüyordu…

                                              ***

Boğaz’ ın düşmesine ramak kalmıştı ki mucize geldi,

Bomba Fransız’ ın Bouvet zırhlısını kalbinden deldi…

                                              ***

Az önce Seyid Onbaşı’ nın omzundan topa sürülmüştü;

İstilâcıların hevesleri o saatte dürülmüştü…

                                             ***

Mehmetciğin imanı çakal sürüsüne elbette  yetti;

O devasâ armada hedeften bir anda tornistan etti…

                                            ***

Denizden olmamıştı, bir de karadan deneyeceklerdi;

Artık Bin dokuz yüzon beş Nisanı’ nı bekleyeceklerdi…

                                            ***

O gün geldiğinde binlerce İngiliz,  Fransız askeri;

Seddülbahir ve Morto’ ya yaşatırken bir kanlı mahşeri …

                                           ***

Anafarta ve Arıburnu‘ nda destanlar yazılıyordu;

Düşman için toprağa siperden mezarlar kazılıyordu…

                                           ***

Bu hal bin dokuz yüz on altı Ocağına kadar sürecekti;

Sonunda çılgın devin  defteri zaferle dürülecekti…

                                           ***

Zafer sonunda iki yüz elli üç bin idi şehidlerimiz;

Liseli, üniversiteli ne kadar varsa eridi gençlerimiz…

                                          ***

Candan geçmese idi onlar  hiç  bu ülke kurtulur muydu ?

Ezanlar okunur , analar, bebeler  huzuru  bulur muydu ?..

                                         ***

Vahşi Batı hezimetini  yıllarca hiç unutmayacaktı;

Türkiyem  ne zaman zevâle düşse fırsatı kollayacaktı…

                                         ***

 İşte o gün bu gündür Avrupa hep bu intikamın  peşinde ;

Tüm çabaları,  bir şekilde  Türkiye’ nin yok edilişinde …

                                    

                                         ***

Ülke tam yüz senedir  yaşanan  darbeler,  başkaldırılarda,

Hep  yaşadı bu rekabeti kanlı, kancık  saldırılarda…

                                          ***

Derin devlet eliyle  oynandı hep, bildiriler, darbeler ;

Postmodern zamanlarda sahnelendi geziler, paraleller…

                                          ***

Ne yapsalar, ne etseler plânları hep yok olacaktı;

Bin yıllık zamanların  Anadolu’su yine Türk kalacaktı…

                                          ***

Çünkü  o “Âsım’ ın Nesli “yatağından kalkmıştı dirilerek ;

Âkifce “ Arkadaş yurdumu alçaklara  uğratma” diyerek…

                                          ***

Hilâl ve Sâlip’ in kavgası kıyamete dek böyle sürecek

Çanakkale asla geçilemeyecek; yaşayanlar görecek …

 

Salih Zeki Çavdaroğlu

  1. Aralık.2014

Çanakkale Şehidi dedem Piyade Er Kantarcızâde Ali oğlu Mehmed’ e ithafen…   ÇANAKKALE  ASLÂ GEÇİLEMEYECEK !!!

Standart

 

            

Çanakkale Şehidi dedem Piyade Er Kantarcızâde Ali oğlu Mehmed’ e ithafen…

                                                       

 

Yüzyılların en zâlimi henüz on küsur yaşlarındaydı,

İhtiyar Dünyanın mezat pazarı leş arayışındaydı …

                                   ***

Emperyal canavar ne toprağa, ne de kana doyuyordu .

Yeryüzü haritasında bir yerleri haydutlar arsızca soyuyordu…

                                    ***

Azalan sömürü toprakları zâlime hiç yetmiyordu;

Osmanlı uhdesinde Ortadoğu iştahlar çekiyordu…

                                     ***

Meşrutiyet adıyla ülkeye taşeron bir dikta  gelmişti

Sultan Abdülhamit Han ise birkaç yıl önce hal edilmişti…

                                     ***

Ne kadar hain varda o ortamda coştular;

Ermenisi, Yahudisi, Rumuyla hıyanete koştular…

                                     ***

Selanik hıyanetin, ihanetin başşehiri olmuştu,

Şehir alabildiğine Siyonist localarla dolmuştu…

                                    ***

İttihat Terakki ütopyadan  bir alâmete  binmişti;

Kıyametin çok yakın olduğu o günlerde  bilinmişti…

                                    ***

Dünya Savaşı denen felâket kapımızı çalmıştı,

Bir mâcera uğruna Osmanlı bu furyaya dalmıştı…

                                    ***

Bu karar sonucunda Londra’ da itilafcı devletler ,

Çanakkale Boğazı’ nı delerek geçmeye ahdettiler…

                                   ***

Biliyorlardı ki Osmanlı bir yaşlı hasta adam idi;

Boğazdaki tahkimatı da istilaya engel değildi…

                                   ***

Üç Kasım’da mağrur Britanya başlattı ilk saldırıyı ;

 Düşmüyordu bir türlü Boğaz,  direniyordu bütün kıyı…

                                   ***

Zulmün  filoları denizin üstünde apışıp kalmıştı;

Sanayisi iflastı savaşın, iman nasibin almıştı..

                                   ***

Sırtında devasa  mermi Mehmed oğlu Seyyid Onbaşı’ nın;

Bekliyordu  inmeyi öfkesiyle  kalbine  donanmanın…

                                              ***

Kudurmuştu haçlılar, son darbeyi hayallerle seçtiler;

 Mart’ ın onsekizinde bu hayali yaşamaya  geçtiler…

                                              ***

Evdeki hesaplar  aynı sebeple uymamıştı  çarşıya;

 “İman dolu serhaddi“ ile geldiler karşı karşıya…

                                              ***

On altı harp gemisi ile düşman tabyaları dövüyordu

Çanakkale ateşlerin içinde yanarken ölüyordu…

                                              ***

Boğaz’ ın düşmesine ramak kalmıştı ki mucize geldi,

Bomba Fransız’ ın Bouvet zırhlısını kalbinden deldi…

                                              ***

Az önce Seyid Onbaşı’ nın omzundan topa sürülmüştü;

İstilâcıların hevesleri o saatte dürülmüştü…

                                             ***

Mehmetciğin imanı çakal sürüsüne elbette  yetti;

O devasâ armada hedeften bir anda tornistan etti…

                                            ***

Denizden olmamıştı, bir de karadan deneyeceklerdi;

Artık Bin dokuz yüzon beş Nisanı’ nı bekleyeceklerdi…

                                            ***

O gün geldiğinde binlerce İngiliz,  Fransız askeri;

Seddülbahir ve Morto’ ya yaşatırken bir kanlı mahşeri …

                                           ***

Anafarta ve Arıburnu‘ nda destanlar yazılıyordu;

Düşman için toprağa siperden mezarlar kazılıyordu…

                                           ***

Bu hal bin dokuz yüz on altı Ocağına kadar sürecekti;

Sonunda çılgın devin  defteri zaferle dürülecekti…

                                           ***

Zafer sonunda iki yüz elli üç bin idi şehidlerimiz;

Liseli, üniversiteli ne kadar varsa eridi gençlerimiz…

                                          ***

Candan geçmese idi onlar  hiç  bu ülke kurtulur muydu ?

Ezanlar okunur , analar, bebeler  huzuru  bulur muydu ?..

                                         ***

Vahşi Batı hezimetini  yıllarca hiç unutmayacaktı;

Türkiyem  ne zaman zevâle düşse fırsatı kollayacaktı…

                                         ***

 İşte o gün bu gündür Avrupa hep bu intikamın  peşinde ;

Tüm çabaları,  bir şekilde  Türkiye’ nin yok edilişinde …

                                    

                                         ***

Ülke tam yüz senedir  yaşanan  darbeler,  başkaldırılarda,

Hep  yaşadı bu rekabeti kanlı, kancık  saldırılarda…

                                          ***

Derin devlet eliyle  oynandı hep, bildiriler, darbeler ;

Postmodern zamanlarda sahnelendi geziler, paraleller…

                                          ***

Ne yapsalar, ne etseler plânları hep yok olacaktı;

Bin yıllık zamanların  Anadolu’su yine Türk kalacaktı…

                                          ***

Çünkü  o “Âsım’ ın Nesli “yatağından kalkmıştı dirilerek ;

Âkifce “ Arkadaş yurdumu alçaklara  uğratma” diyerek…

                                          ***

Hilâl ve Sâlip’ in kavgası kıyamete dek böyle sürecek

Çanakkale asla geçilemeyecek; yaşayanlar görecek …

 

Salih Zeki Çavdaroğlu

  1. Aralık.2014

İKRÂR

Standart

 

Bir ayın doğuşunu andırır aydınlık yüzün,

Pırıltılarından nur akar gözbebeğinin,

Omzuna akan ipeksi saç tellerinin;

Kıvrımlarında titrer sanki bin hüzün…

***

Bir Kaf Dağı masalından gelmişcesine,

Gül endâmın lâl eder bütün davranışımı,

Hasretin zor, gidesim gelir alıp başımı;

Zaman zaman gönlünün o zümrüt ülkesine…

***

Bir mâverâ mûsıkîsi okunur sesinin,

Perde perde , ipeksi,şirin tınılarında,

Her daim yer almak isterdim anılarında ;

Bir hecesi olup rayihalı nefesinin…

***

Bir sükûn timsali senin gül dudaklarının,

Kıvrımlarındaki gülücüklere vurgunum,

Geceler boyu seni düşünmekten yorgunum;

Duyumsadığımda  son bulan uzaklıkların …

 

28 Şubat 2016

GECE VAKİTLERİNDE …

Standart

Bir akar yıldızı andırır güzelliğin,

Düştü gönlüme gözlerimden habersiz,

Düşlerde cenneti yaşattığın muhabbetin;

Ayniyle vâki olacak mı acep; belirsiz !..

***

O nâzenin çehrenle Allah’ ın “ GÜL “ kulusun ,

Nûr kalbin sendeki dikenleri bir bir köreltmiş

Resmine  bakışımda derde devâ  olursun,

Sanki  Mevlâ seninle sanatını belirtmiş…

***

Şehnâz bir şarkısın tüm esrârıyla dilimde,

Ezgi ezgi akar içime aşkın sedâsı,

Duaya açılan , yakaran, iki elimde;

Belirir gönlümde duygumun aksisedâsı …

17 Şubat 2016